HDP Seçime Parti Olarak Girmeli

Anayasa Mahkemesi yüzde 10 barajına ilişkin kararını ne zaman verir, sonuç ne olur belli değil, söylentiler, barajın kalkma ihtimali bile demokrat(!) AKP’nin dengesini bozdu ve mevcut barajın kalması için girişimlerde bulunduğuna ilişkin duyumlar var. Yüzde 10 seçim barajının Kürtlerin meclise girmemesi için konulan bir engel olduğuna dair kimsesinin şüphesi yok. Kürtler alternatif yollarla her seferinde, yeni yeni icat edilen engellere rağmen barajı delip meclise girmeyi başardı. Baraj şimdilerde, özellikle Kürtlerin eksilerek meclise girmesi, bazı eğilimlerin kendini tam olarak temsil etmese de barajı geçmesi muhtemel bir partiye kanalize edilmesi işlevi görüyor, böylece milliyetçiler kendisini temsil etmese de MHP’ye, muhafazakâr ve İslamcılar AKP’ye, sol, demokrat ve bazı sosyalistler ve bazı Aleviler CHP’ye gönülsüz/kerhen oy vererek sahte bir meclis aritmetiğin yaratılmasına katkı sunuyor. Meclise girme ve mecliste olma meselesi Kürtler kürsüde linç, meclis kapısında darbeyle tutuklama yaşamalarından itibaren Kürtler için bir onur meselesi halini almıştı, Kürtler varlık sorunu yaşıyorlardı ve mecliste olmak onu yok sayanlara karşı bir tokat anlamına geliyordu, Kürtler her seferinde inatla meclise temsilcilerini göndererek kendisini yok sayanları tokatlıyordu. Mecliste kendi kimliğiyle bir Kürdün olması politik sonuçlarından çok, Kürtlerde psikolojik bir rahatlama sağlıyordu, artık değil…

KÖH’ün (Kürt Özgürlük Hareketi) Demokratik Özerklik projesini/iddiasını gerçekleştirmesi için yerel yönetimlere ihtiyacı vardı. BDP, yerel seçimlerde Kürtlerin yoğunlukla yaşadığı coğrafyada iktidar partisini yenip demokratik özerklik inşa sürecine başladı. Ankara’da sembolik/etkisiz bir var oluştan çok, oy aldığı kesimle yüz yüze kendini ispat vakti, köy, mahalle ve kent meclisleriyle demokratik bir katılımla herkesin dâhil olduğu kendini yönetme ve kendine sahip çıkma süreci işliyor/işletilme adımları atılıyor. BDP’nin Kürdistan’da DBP’ye dönüşmesi bu sürecin sonucu, BDP’nin Türkiye’de HDP’ye dönüşmesi ise farklı bir siyasi alan yaratma çalışmasının adımıydı. KÖH, kendini kanıtladığı alanın dışında Türkiye demokrasi güçleriyle bir arada demokratik alanı genişletme çalışmasına HDP’de ortaklaşarak omuz verdi. HDP sanıldığı/sallandığı gibi BDP’nin devamı veya Kürt siyasal hareketinin vesayeti altındaki bir hareket değil, Kürt hareketinin etki alanı dışında ortaklaşılmış yeni bir yapının adıdır, ne Kürt siyasal hareketi ve ne de Kürt hareketi dışındaki HDP bileşenlerinin bir birine tahakküm kurma niyeti ve projesi var. Kürt hareketi Kürdistan da söz sahibi ve kendini kanıtlamış bir yapı, HDP ise Türkiye’de ortaklaşılmaya çalışılan yeni bir mücadele alanıdır. HDP’nin içinde veya dışında bazılarında Kürt kadrolarının varlığı nedeniyle oluşan HDP’yi Kürtlerin etkisine girmiş bir partiymiş hissi, egemen Türk siyaseti tarafından yüz yıldır pompalanan Kürt algısından etkilenmişlik, verili “öcü Kürt” algısıyla hesaplaşılmaması ve yüzleşilememesinin sonucudur. Maalesef özellikle Türkiye sol hareketlerinde bu etkilenmişliğe sıkça rastlanır, Kürtlerle ilişkilendirilmeye farklı gerekçelerle karşı çıkmanın altında da bu var. Sanki Kürtlerle duygusal, felsefi, ideolojik bağ kurmak, Kürt olmak, ondan etkilenmek suçmuş veya Türkiye partisi olmak için Türk olmak şartmış gibi.Dışarıda iktidar ve devlete kafa tutmaya çalışanların ruhlarındaki devlet ve iktidarı alaşağı etmeden dışarıya etkileri hem mümkün değil, hem de yarattıkları şey samimi, yarattıkları/yaratmaya çalışacakları şey yıktıklarından farklı olmayacaktır.Selahattin Demirtaş’a bakınca, (beden kendini ne sanırsa sansın) ruhundaki yüz yıllık köhne TC penceresinden/algısıyla/onun gözünden sadece “hain” bir Kürt görmek bunun sonuçlarından sadece biri, Öcalan’a bakış da öyle…

Baraj meselesine tekrar dönelim, HDP’nin seçimlere kendi adıyla katılma açıklamalarına ilişkin birçok şey yazılıp çiziliyor. HDP’nin bu kararla AKP’ye yaltaklanıp, Anayasa’yı değiştirme katkısı sunduğundan tutun da, çözüm sürecini bozmaya çalışıp savaşa kapı aralamaya çalıştığına kadar herkes kendi penceresinden bin tane senaryo üretiyor, aklına geleni sayıp döküyor. Göz ardı edilen şey meclisin karşılıksız/etkisiz bir dert anlatma, onu sadece meclis tutanaklarıyla kayıt altına alma ve ağlama duvarına çevrildiği, muhalefetin değersizleştirilip hiçsizleştirildiği gerçeğidir. HDP’nin insan haklarından yolsuzluklara, çevreden kadın ve çocuk haklarına dair verdiği onlarca araştırma önergesi ve kanun teklifi meclis arşivlerinde duruyor, muhatap bulamamış, sonuçsuz kalmış yüzlerce öneri/talep. Meclis fiili olarak Erdoğan başkanlığına bağlanmış, sembolik bir başbakan/partisi ve etkisiz muhalefet partilerinden oluşan halkın taleplerine kayıtsız bir alana dönüştü. Meclis uzlaşı, demokratik çözüm arayış alanı olmaktan ziyade(bu durum yeni değil) muhafazakâr, milliyetçi, İslamcı ve neoliberal kafaya sahip bir iktidarın, projelerini “milletin vekilleri” aracılığıyla millete onaylattığı sahte bir oyun alanı. HDP’nin halkın iradesinin baraj maharetiyle çalınmasına dur demesinin vakti geldi. Muhalefetin etkisizleştirildiği meclise, barajla çalınan halk iradesi sonucu etkisiz bir halde, sadece itirazlarını kayıt altına alınması için girmektense, hiç girmemek, meclis dışında iktidar ve sistem mağdurlarını örgütlemek en doğrusu. Yok, eğer yüzde 10 barajını aşmak meclis aritmetiğini ve dengesini halk lehine bozacak bu yağma, gerici ve faşist istilayı engelleyip şartları değiştirmeye bir adım olacaksa barajı yıkıp geçmek, yıkıp geçmek için halka ulaşmaya/çalışmaya engel ne?

Şahsen HDP’nin etkili bir kampanya ile yüzde 9 ile 15 arası oy alabileceğini düşünüyorum. Bazı arkadaşların korktuğu gibi baraj altında kalırsa ne mi olur? İrade hırsızlığı için konulmuş baraja rağmen seçime girip kendisine oy verenlerin iradesini iktidar partisi veya bir başka partiye aktarılmasına seyirci kalmaktansa, baraj altında kalıp hırsızlığı teşhir etmek en doğrusu, bırakın onlar düşünsün…

 

 

Son olarak, HDP’nin ve Kürt hareketinin otuz yıllık savaş halini çatışmasızlığa dönüştüren sürece dair rollerine ilişkin “AKP ile işbirliği” suçlamaları devam ediyor, o suçlamalara ilişkin:

1 – “Süreç” denilen şey bir çözümden ziyade, çatışmasızlık halinde düşman tarafların birbirlerini geriletme mücadelesi haline dönüşmüştür.

2 – “Süreç” denilen çatışmasızlık hali iktidarın, hırsızlık, yolsuzluk ve gaspının görünür olmasına neden olmuş ve iktidarın geçmiş iktidarlar gibi bunları savaş aracılığıyla ötmesine engel olmuştur. Cemaat ve AKP’nin iktidar savaşının patlamasının en büyük nedeni de bu çatışmasızlık halidir.

3 – Kürt hareketini AKP işbirlikçiliğiyle suçlayanlar, KÖH’ün dünya’ya bakışının özeti ve kazanımı olan Rojava ve ona AKP’nin düşmanca yaklaşımına bakmalarında fayda var, kanıt işkembelerinde değil oradadır…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s