BDP’nin Çatlaklarla İmtihanı

newroz (1)

 

Başbakan Erdoğan, bayram namazı çıkışında “BDP, İmralı’dan çok Adalet Bakanlığı ile arasını açmamaya gayret etsin” açıklaması yaptı, ondan birkaç gün önce de parti sözcüsü Hüseyin Çelik, “PKK ve KCK’lilerin serbest bırakılması mümkün değildir. PKK silahı bırakırsa biz de bu konuyu konuşuruz.” demişti. Gerçi daha sonra sözlerinin çarpıtıldığını iddia etse de, KCK iddianamelerine bakılarak KCK operasyonlarının ucuz gerekçelerle yapılmış rehin alma girişimleri olduğu görülebilir.

Hükümetin resmi yayın organı haline gelen medya organları ve onun gazetecilerinin BDP’yi çatlatma girişimlerinden söz etmeye bile gerek yok. Geçmişten bu güne dek özellikle merkez medyada siyasi partilere yaklaşım, oranları değişmekle birlikte, yoğun bir iktidar yanlılığı, sonra CHP ve MHP taraftarlığı(zaman zaman Anap, Dyp, Dsp olarak değişti) ve yoğun şekilde BDP düşmanlığı üzerinden yürüdü. Türk Medyası, Halkın Emek Partisi’nden(HEP’) bu yana BDP’nin mirasçısı olduğu bütün legal Kürt siyasi partilerini şeytanlaştırmayı görev bildi, haberlerini onlara düşmanlık üzerine kurguladı, yalan söyledi, suçladı, hedef gösterdi. Türk medyasının BDP’ye ilişkin arşivlerinden vıcık vıcık ırkçılık akmaktadır. Türk medyası özellikle son 30 yıllık savaştaki ölümlerin ve yıkımların birinci dereceden sorumluları arasındadır.

BDP bir siyasi partidir, öyle böyle de değil, defalarca kapatılmış, üyeleri öldürülmüş, elleri, ayakları ve başı defalarca kesilmeye çalışılmış bir siyasi hareketin devamıdır. Bizzat savaş yanlısı partiler tarafından(İçinde demokrat AKP’de vardır) hazineden pay alması alavereyle/dalaverelerle engellenmiş, yerel ve genel seçimlerde bin türlü hileyle engellenmeye çalışılan bir partidir. Düşünebiliyor musunuz? Önüne öyle utanmazca engeller konuldu ki, Türkçe okuma yazması olmayanlar ceplerinde iple seçim sandıklarına gitmek zorunda bile bırakıldı. Seçimden önce oy verilecek pusuladaki BDP adayı pusulanın başından itibaren ip yardımıyla tespit edilip adayın denk geldiği yere bir düğüm atılıp öyle seçim sandıklarına gidildi, hiçbir engel BDP ve dayandığı siyasi hareketlerin yükselişini engelleyemedi. Her şeye rağmen BDP’yi engellemeyen zihniyet, “BDP silah zoruyla oy alıyor” yalanına sarıldı, asker, polis, istihbarat elemanları dâhil her Kürt şehrine 50 bine yakın savaş gücü yıkan Devlet tüm Kürt kentlerinde sayıları sadece 3 ila 5 bin arası değişen PKK’yi seçimleri etkilemekle suçladı, sandıkların başına asker/polis yığdı baskı uyguladı, tehdit etti, buna rağmen BDP’yi engelleyemedi.

Oyunlar ve dalavereler sonuç vermeyince seçilen BDP’li belediye başkanları ve milletvekillerine operasyon yapıldı. Ulu orta milletvekilliği bile çalındı. Cezaevlerinde şuan 35 BDP’li belediye başkanı, 6 BDP milletvekili, KCK rehin alma operasyonlarıyla tutuklanan 10 bini aşkın BDP’li bulunmaktadır. BDP’nin siyaset okulları aracılığıyla üyelerini ve kadrolarını eğitmesi engellendi, yoksul öğrenciler için açtığı eğitim destek evleri kapatıldı, yoksullar için geliştirilen projeler iptal edildi, yurt dışındaki fonlara izin verilmedi, her şeye rağmen ayakta durmaya çalışan belediyeler içişleri bakanlığının yoğun inceleme ve tacizlerine maruz kaldı, düşünün Van depremi gibi bir can pazarında bile BDP’nin halka ulaşmasını engellemek için topladığı yardım paralarına bile el konuldu. BDP’nin mecliste kadın haklarından çevre ve ekonomiye kadar yüzlerce önergesi ve kanun teklifleri reddedildi, söz konusu Kürtler ve BDP olduğunda AKP, CHP ve MHP tek bir parti gibi davrandı, yok sayıldı ve yok edilmeye çalışıldı.

BDP, devletin imha, inkâr ve asimilasyon politikaları sonucu ortaya çıkan ve silahlı çatışmayla kirli bir savaşa dönüşen devasa bir sorunun çözümüne talip, sorunun kaynağı değil, sorunu oluşturan değil, yok sayılan, hedef alınan ve savaşın mağduru bir halkın yönelim gösterdiği bir parti. Barışçıl ve demokratik yöntemlerle sorunu çözmek istiyor. Son otuz yıldır iktidar olmuş veya iktidarlarla aynı şiddet yöntemini benimseyen siyasi partilerin karşısından oldu, onlar savaşta, BDP barışta ısrar etti. Gelinen noktada BDP’nin savunduğu politikaların haklılığı ortaya çıktı. Milliyetçi bir parti olarak damgalanmasına rağmen birçok yakıcı sorunda ve seçimlerde Türkiye’deki demokratik çevrelerle ittifak içinde oldu, zor bir coğrafyada kadınları ve farklı inançlardaki insanlarla ortaklaştı, onları karar alma süreçlerine dâhil etti. Şimdi de HDP çatısı altında, hareketin birçok bileşeniyle birlikte yerel seçimlere hazırlık yapıyor, Türkiye’de yok sayılan, ezilen tüm kesimlere ilişkin ciddi önerileri ve sisteme ilişkin ciddi eleştiri ve alternatif çözümleri var.

Abdullah Öcalan’ın Newroz’daki çağrısıyla başlanan süreçte gelinen noktada hükümet, ikiyüzlülüğünü tam olarak göstermeye başladı. İç etken ve politikalardan ziyade, dış etkenlerden(Enerji kaynaklarına sorunsuz ulaşım, orta doğuya ilişkin hesaplar vs.) dolayı barışa razı olan iktidarın süreçten anladığı şeyin teslim almak olduğu netleşmeye başladı. AKP hükümeti karşısındaki muhatabın taleplerini dikkate almadan kendi verdikleriyle yetinmelerini istiyor, barış sürecine ilişkin ne yasal ne de anayasal hiçbir adım atmayacağını açıkladı. KCK’lilerin rehin tutulma ısrarı, içi boş paket, BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a karşı takınılan tavır, BDP’ye karşı başlatılan karalama kampanyası bu samimiyetsizliğin tezahürü.

BDP, süreç başladığından beri, İmralı, Kandil ve Ankara arasında mekik dokuyup barış için çabalıyor, gelinen noktada Ankara’nın sağır ve kör olduğunun bilincine vardı. Hükümet gün gittikçe iki tarafta da çözüme ilişkin inancın zayıflamasına aldırmadan ciddi bir savaşı bitirmeyi amaçlayan bu süreçte gayet makul sayılabilecek Kandil ve İmralı’nın taleplerini reddedip dikte ettiği kendi yöntemine mecbur etmek derdinde, KCK ve Abdullah Öcalan da durumun farkında.

BDP başta olmak üzere Kürt siyasal hareketinin sürece ilişkin yöntemi şu, şunu diyor: Ortadoğu başta olmak üzere bölge yeni bir dönüşüme gebe, bunun demokratik bir yapıya evirilmesi gerekmektedir, biz orta doğuda halklar ve inançların bir arada yaşayabileceği bir yöntemi öneriyoruz.(Bkz Öcalan’nın Newroz çağrısı) son 30 yıldır birçok açıdan yıkıma neden olan savaşın, eşit ve onurlu bir şekilde barışa evirilmesi için çabalıyoruz, barış bir son değil mücadelenin yeni bir sürece evirilmesinin ilk adımıdır.

AKP’nin yöntemi şu, şunu diyor; PKK savaşsın veya savaşmasın ben ilk günden itibaren sürdürdüğüm politikalarıma devam edeceğim, Kürt sorunu yoktur, Kürtlerin anadilde eğitim sorunu yoktur, geri çekilme en çok Kürtlere yarayacak daha az ölecekler, bak Mehmet Ağar burada gerekirse başa döneriz, bu süreçte BDP bize karşı asla muhalefet yapmamalı ve haddini bilmeli, yoksa süreci üstlerine yıkarız, medya hazır olda savaşa hazır, Kürt halkına karşı girişilen katliamlar ve sürece ilişkin gerçeklerden habersiz Türk halkı, MHP ve CHP’de savaşa dünden razı, daha dün meclisten tezkere geçirdik, akıllı olun.

Parti programı ve bakış açısıyla AKP’ye en güçlü muhalefeti kotarabilecek parti BDP’dir, Türkiye’deki demokratik güçlerle ittifak yapması, benzer bir muhalefetin Kürt kentleri dışında HDP ile örgütlenebilme olasılığı AKP’yi ciddi anlamda rahatsız etmektedir. Sadece AKP’yi değil yeni statüko inşasından onunla ittifak yapan cemaat gibi güçleri de. BDP’yi hedef tahtasına koymalarında temel nedeni budur. AKP iktidarda kalmak için CHP ve MHP’nin yanlış politikalarına ihtiyaç duyuyor, onları yanlışı savunma zorunda bırakacak politik yaklaşımlarla kendi zihinlerinde oluşturdukları dar ve karanlık zindana mahkûm ediyor. BDP’nin en büyük rakip görülmesinin temel nedeni orta doğuda Kürtlerin adım adım özgürleşmesinden bağımsız değil, özellikle Suriye’de PYD’nin paralel siyasi yaklaşımıyla kazandığı teveccüh iktidarı rahatsız etmekte, BDP’nin HDP çatısı altında ülkenin gerçek muhalifleri ve ezilenleriyle giriştiği ittifak ve dillendirilen talepler sistemi ve onun temsilcisi AKP’nin uykularını kaçırıyor. Rojava’da kendi ideolojik çevresine uygun partileri bir araya getirme çabası, yine Kuzey Kürdistan’da kendi ideolojik çerçevesine uygun İslamcı, Liberal ve Milliyetçi Kürt hareketlerini organize etme çabası bundan, bu korkudan. AKP orta doğudaki kırılmadan Kürtlerin özgürleşerek çıkacağını biliyor, tek amacı, orta doğudaki bu kırılmadan bağımsız ve ideolojik olarak kendine karşıt bir yapının çıkmaması, bu kırılmadan Mehmet Metinerlerin iktidar olarak çıkması.

Barış bir rehin alma eylemi değildir. Eğer niyet barış ise yıllarca süren ve çok büyük kayıpların yaşandığı bir savaşta barış bu yöntemle gelmez, bu yöntemin ulaştığı son’da barış olmaz. Elinizde bir reçete yoksa dönüp dünyadaki benzer süreçlere bakar ve kendinize en uygun yöntemi seçip koşullarınıza göre uyarlarsınız. Bir hak sorunu olan Kürt meselesi, 1930’lu yılların inkârcı ve tekçi tekerlemeleriyle çözülmez, diğer parçalardan bağımsız olmayan bir Kürt ve Kürdistan meselesi vardır, egemenliğiniz altındaki Kürtlerin tüm haklarını, bunu geciktirmenin utancıyla özür dileyerek ve başınızı öne eğerek vermeniz, Kürtleri bir arada yaşamak için ikna etmeniz ve devleti Kürtleri de temsil edecek şekilde düzenlemeniz gerekmektedir, BDP’nin demokratik özerklik başta olmak üzere sorunun demokratik yollarla çözüm önermesi kendine dair bir talepten çok bir arada yaşama niyetinizi test etme amaçlıdır, aksi durumda, ne zaman durur ne de değişim. BDP’yi çatlatayım derken kendinizi çatlayan ve tarihin çöplüğünde debelenen diğer partilerle aynı yerde bulabilirsiniz, teslim olma, teslim alma, Barış, Biraz özen göster(in)

 

Çetin Yılmaz

icdalasi@gmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s