Rojava

rojava1

Acının yurdu, Arap kemeri, kimliksiz, Kürt

 

Aktı tarih, savaşlar, göçler ve zulümlerle, geldi işte tarihte bir kırılma vakti daha, merkezler göçmekte, fikirler darmadağın, kimlikler ayakta, diktatörler yerle bir, ellerde cetveller, yeni haritalar, sınırlar, istila, direniş…

 

 

Rojava

 

Kimliksizler yurdu, acının rengi, yalnızlığın batısı…

 

 

İşte geldi tercih vakti; Ya diktatör ya istila, ya ölüm ya teslim…

 

“Hiçbiri” yanıtının cezasını çekmekte Rojava…

 

Ayakları üstünde durmanın tercihiyle ayakta ölüme terk…

 

Kuzey; Kardeş topraklardan istila, yeryüzünün kiralık katilleri Allah adına canlarına kıymakta, Allah adına katiller kollanmakta, Nemrudun çocukları öz yurdunda İbrahim’i vurmakta…

 

Doğu; Kardeş topraklarda devlet soğukluğu / vicdansızlık, Hawar çığlığı sınırlara çarpmakta, sınırlar sadece kaçmaya açık, ne yardım, ne ticaret, reddedilen sınırlara kapı, o kapılara kural, o kurallara kurban Rojava…

 

 

 

Rojava

 

Ne kiralık katillere secde, Ne Baas-kıcı katillere itaattir, toprağın isyanıdır Rojava, Annedir, Kadındır, çocuktur, karanlığa isyandır Rojava, yeni bir dünya ümididir, kendi elleriyle kendini yaratmasıdır insanın…

 

 

Yalnız bırakma, katliama ortak olma…

 

 

 

Çetin Yılmaz

icdalasi@gmail.com

——————————————–
———————————–
——————————-
————————-
——————-
————-

ROJAVA’YA YARDIM KAMPANYASI (Süre sınırlı)

Suriye (Rojava) yardımı için 14.08.2013 tarihinde aldığımız izin ile aşağıdaki hesap numaralarına yardımlarınızı yapabilirsiniz.

Desteklerinizi bekliyoruz.

Not: 13.09.2013 tarihinden itibaren yardım hesapları kapatılacaktır. Valilikten alınan izin süresi 1 aydır.

Diyarbakır Eczacı Odası
Yönetim Kurulu

Ziraat Bankası Diyarbakır Şubesi
Hesap Numarası: 550 42220-5004
Ziraat Bankası İban Numarası: TR 55 0001 0000 9155 0422 2050 04

Türkiye İş Bankası Sur Şubesi
Hesap Numarası: 8302-129968
İş Bankası İban Numarası: TR 65 0006 4000 0018 3020 1299 68

Kampanya linki: http://www.diyarbakireo.org.tr/haberdetay.asp?HaberId=324

Rojava için 1 cevap

  1. Sevda Suner diyor ki:

     CUMHURBAŞKANI ADAYI ŞEHZADE ERDOĞAN’DAN İNCİLER!!
     
    R.T.Erdoğan: “Tutturmuşlar bir şey Kürt sorunu. Ben Kürt sorunu diye bir şey tanımıyorum.”

    BİR DEMAGOG OLARAK ERDOĞAN…!

    AKP’nin Kürt politikası 2005 yılındaki MGK toplantısında revizyona uğratılan Kemalist devletin bilinen satın al, böl, çarpıştır ve yoket politikasının bir devamıdır.

    ERDOĞAN’IN 2023 HEDEFİ DEDİĞİ KÜRTLER İÇİN BÜYÜK BİR FELAKETTİR.

    Bu, esas olarak da 2023 yılında Kürtlerin Türkleştirilmesine dayalı, Kürdistan’ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı haline getirme hedefine ulaşılacağının söylenmesidir. AKP’nin 2023 vizyonu dediği şey esasında budur.
    Kürtleri kandırarak yerel seçimleri kazanan demagog Erdoğan, İmralı MİT kuryesine yeni şifresini verdi. ”ne olur bu seçimi de atlatalım, İnşallah süreç ondan sonra tam yoluna girer..” diyerek mağdurluk, ezilmişlik numaraları yapmaya devam etti. R.T. Erdoğan, Cumhur(başkanlık) hedefine ulaşmak için yeni hilelerin peşinde olduğunu artık gizleyemiyor…
    AKP maçı tek kale oynuyor; dahası, karşısında bir rakip bulunmasa da bu sefer boş kale oynamaya devam ediyor…
    Bu ara Kürtler’e gizlice vaat edildiği idda edilen talepler de böylece bir seçim daha bekleyecek…! AKP hükümeti demagoji ve aldatmada ustalaşmıştır. AKP’nin ustalık dönemi dediği bir yönüyle de böyle oluyor. Demagojinin ve aldatmanın siyasette bu kadar kullanıldığı dönemler çok azdır.
    AKP’ Hitler’i örnek alıyor. Hitler ve Göbbels gibi hatiplik taslayan Erdoğan, kitlelerin cahil olmasını bir sanatçı gibi kullanıyor, onlara balığı ayı, yılanı bile kuş gibi yutturma becerisini gösteriyor. Hitler propaganda bakanlığı bile kurmuştu. Erdoğan’da AB bakanlığı kurdu. Avrupa’da göçmen hayatı yaşayan milyonlarca Türk’ü kandırma hedefini güden bu bakanlık tamamıyla yalan üretme fabrikasına dönüştü.
    Erdoğan başkanlık hedefi için Avrupa’da cahil kalmış milyonlarca Türk’ün oyuna büyük önem veriyor…
    Bugün AKP de propagandaya çok fazla yer vermektedir. En önemli çalışması budur. Bu, tabii ki gerçekliğinin çok zayıf olmasından kaynaklanıyor. Toplum nezdinde gerçek yüzü açığa çıkarsa ayakta kalamayacağını biliyor. AKP’nin süreç dediği de aslında bir demagoji ve aldatma açılımıdır.. Erdoğan konuşmasında demagoji ve aldatmanın tüm inceliklerini ortaya koymaya devam ediyor. Olumsuz ve çirkin yanlarını bu konuşmayla tersyüz edip ne kadar demokrat, ne kadar Türkiye sevdalısı olduğunu göstermeye çalışıyor. Türkiye cumhuriyetinin 90 yıllık hedeflerini 2023 yılında tümüyle başaracağını iddia eden Erdoğan Çamlıca’ya en büyük camiyi kurarak da Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra en güçlü kişi olduğunu ispatlamaya çalışmaktadır.

    ERDOĞAN’DAN İMRENİLECEK ÜÇ KAĞITÇILIK!

    İmralı müzakereleri denilen sahte süreç hakkında şehzade Erdoğan’dan bazı inciler:

    Recep Tayip Erdoğan: ” AK Parti hükümeti hiçbir terör örgütüyle masaya oturmaz, müzakere yapmaz. Terör örgütüyle hiçbir zaman masaya oturmadık, hiçbir zaman da oturmayacağız. ”

    Recep Tayip Erdoğan: – Adayla görüşme yaptırırız. Kimlerle? İşte bu işlerle görevli olan elemanlarımız vasıtasıyla.

    Soru- Şu şıralarda yaptırıyor musunuz? Halen var mı bir görüşme?
     
    Halen var. ”

    Bu arada İmralı’yla ilgili görüşmeler yine olabilir….”

    Recep Tayip Erdoğan: – “Şimdi terör ile kim iç içe? Bu önemli. Yani terör ile iç içe olanla neyi konuşacağız? Teröristle yanak yanağa olan, onunla sarmaş dolaş olan bir eş başkanla nasıl olacakta ben konuşacağım? Ben bununla konuştuğum zaman bu ülkedeki şehit anneleri az önce söylüyorsunuz değil mi analar ağlamasın. Peki bu ağlayan analar bir başbakan olarak beni onlarla böyle masada gördüğü zaman onlar ne der? Kusura bakmayın ben bir tane şehit annesinin gözyaşını bunların hiçbirine değişemem. ”

    Recep Tayip Erdoğan: – “Burada hepsi farklı farklı görüştüğünüzde dedikleri şey şu; İmralı ne derse biz onu yaparız. Şuanda İmralı beklentilerimize cevap verecek noktaya doğru bir defa adımlarını atıyorlar”.
    İhanetçiler ve Demagogların dünyada herhangi bir sorunu çözdükleri görülmemiştir!.
    İşte bu AKP, yeni tipten Kemalizm despotizmini din boyası ile süsleyerek Kürtleri kandırma ve tasfiye sürecine devam ediyor. BDP ve HDP’nin ”birleşme” adı altında MİT denetiminde assimile edilmiş yeni bir TC partisine dönüştürülme eylemi bu tasfiye hareketinin bir parçasıdır.
    Ortada bir süreç var ama bu bir yalan dolan süreci olmaktan öteye gitmiyor: bu süreç Kürtlerin en temel haklarını yok sayan düşmanca bir oyunun sinsice devam ettirilme sürecidir…!
    AKP’nin Kürt politikası, TC’nin 100 yıllık Kürt ulusal yapılanmasını tasfiye politikası, Kemalist devlet doktirinin ana hatları çerçevesinde, onun koyduğu kırmızı çizgileri koruyarak devam ettirme politikasıdır.
    2000 li yıllarda TC ordusunca geliştirilen Kürtleri içerden bölme stratejisi ve Türkleştirerek tasfiye hareketi AKP tarafından din iman boyaları ile süslenerek devam ettirildi.
    Kemalist devletin askeri kanadının koyduğu şartlar, Dolmabahçe toplantısında Erdoğan’a imzalattırıldı ve mazbata Erdoğan’a verildi…

    2005′ lerde devletin islamcı kanadı Tayyip Erdoğan gurubu ile Kemalist kanadı temsil eden Yaşar Büyükanıt arasındaki ünlü Dolmabahçe görüşmesiyle belli bir anlaşmaya ulaşıldı. Böylece AKP hükümeti Kürt sorununu, ordunun kırmızı hatları dahilinde yeniden yapılandırarak devam ettirecekti. Politik İslamcılar, “Güvenlikçi politikayı” kabul ederek Kürt sorununun çözümü üzerinden politika yaparak assimile ve tasfiyeyi devam ettireceklerdi.
    Türk devleti 2005 lerde bu konsepte geçti. Bu konseptin belirlenmesinde o dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un da önemli rolü olmuştu. Bu konsepte göre dil ve kültür alanında bazı yumuşamalar yapılacak; buna dayanarak da Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye planı yürürlüğe konulacaktı. Nitekim 2009 Mart seçimleri öncesi Fetullah denetiminde assimile hedefli TRT6 açılmıştı, Kürdoloji bölümleri açılacağı ilan edilmişti. Bu oyun oynanırken perde arkasında siyasi gücün kırılması operasyonu ile Kürt halkının bu siyasi iradesi kırılma eylemleri başlatıldı. Çünkü mevcut halk iradesi kırılmadan tasfiye konseptlerinin başarıya ulaşması mümkün değildi. Bu irade ve kararlılık olduğu müddetçe tasfiye konseptleri başarılı olamazdı. Her türlü tasfiye planı bu halkın iradesine çarpar, başarısız olurdu.
     
    Yüzlerce demokratik siyasetçi, belediye başkanı bu nedenle zindanlara atılmıştır. Hiçbir gerekçe yokken demokratik siyasetçiler sudan bahanelerle zindanlara atılmış ve yıllarca bu rehin alma durumu sürdürülmüştür. 
    Kuşkusuz bu tutuklamalara siyasi irade olarak karar veren AKP Hükümeti olmuştur. Propagandalarla zemin oluşturan Fethullahçılar, operasyonun haklılığının propagandasını yoğunca yapmışlardır. Başbakan ve hükümet yetkilileri “suçlu oldukları için tutuklandılar” diyerek bu siyasi yoketme operasyonunu açıkça savunmuşlardır. Çünkü AKP’nin politikalarında Kürt sorununu çözme değil, tasfiye etme vardır. AKP, Kürt sorununun çözümsüzlüğü ortamında iktidar olduğu için Kürt Özgürlük Hareketi’nin tasfiyesini esas almıştır. Bu nedenle bu tür tutuklamalarla Kürt Hareketi’ni zayıflatma ve oyalama politikalarını sürdürmek için bu operasyon yapılmıştı. 
     
    O dönemin AKP’ nin genel kurmayı olan İlker Başbuğ’a göre Türkiye’de yaşayan herkes Türkiye halkı içindeydi. Türkiye halkı kavramı her etnik ve dinsel topluluğu içeriyordu. Bu teze göre herkes kendi dilini konuşabilir, kültürünü yaşayabilirdi. Böylece Türkiye halkı oluşurdu. Bunun dışında kendi kendini yönetme ve anadilde eğitim kabul edilmezdi. İşte Kürt halkının bu tezi kabul etmediği, etmeyeceği görülünce operasyonlar başlatılmıştır. Böyle bir politika içine oturtulunca bu tutuklamalar daha anlaşılır hale gelmektedir.

    Bundan sonra AKP politikaları yeniden Kürt direnişini tasfiye etme üzerinden şekillendi. Ancak bu tasfiyede sadece askeri yöntemleri değil de özel savaşın tüm yöntemlerini kullanmayı esas aldı. Özellikle demogojiye dayalı psikolojik savaşı ve oyun içeren yöntemleri kullanmaya büyük önem verdi. Yalan, aldatma, beklenti yaratma, polis terörü ve tutuklama AKP iktidarının temel yöntemleri oldu.

    Artık Kürtlere karşı savaşı sadece ordu değil, polis de buna ortak oluyordu… Genelkurmay’ın yanında Polis Akademisi de harekete geçiyordu. Böylece bir yandan Kürtlere karşı çok yoğun bir polis terörü uygulanırken, diğer yandan da bu terörü maskelemek üzere sahte bir “Açılım” söylemi gündeme getiriliyordu. AKP hükümeti Kürt direnişine karşı baskı ve görüşme yöntemini birlikte kullanmaya başlıyordu. Fakat amaç tekti: Kürt özgürlük direnişini tasfiye etmek!

    AKP’nin “Silahlar sussun, fikirler konuşsun” manevrası işte bu temelde gündeme geldi. Savaşla Kürtler’i ezemeyince, ateşkesle 2014 seçimlerine gitmeyi ve bu temelde söz konusu seçimleri kazanmayı başardı.

    AKP, Kürt direniş hareketini tasfiye etme çabalarını sürdürmeye devam ediyor…. Böylece iç ve dış çıkar çevreleri nezdinde Kürtleri en iyi kendisinin yöneteceğini göstermek istiyor. Bu konuda yöntem açısından yine baskı ve oyalama politikalarına başvurmayı esas alıyor. Seçimde fazlasıyla hile yapması ve hakkını arayan Kürt kitlelerinin üzerine polis terörünü yöneltmesi AKP’nin baskı politikasının somut örneği oluyor. Bu durum cumhurbaşkanlığı seçimine gidilirken AKP hükümetinin içerde uygulayacağı politikayı gösteriyor.

    AKP sadece Türkiye içinde değil, Rojava’da da Kürtler üzerinde baskıyı artırmaya çalışıyor. MİT TIR’ları ile gece gündüz Suriye’ye sokulan ağır silahlar Kürtlerin mücadelesini yoketmeyi esas almaktadır. AKP süreci son tahlilde Kürtlerin hak ve hukukunu yok etmeyi temel almaktadır.

    Bugün AKP’nin, “Çözüm süreci devam ediyor” diyerek Kürtleri oyalama politikası tamamıyla bir aldatma projesine dönüşmüş olmasına rağmen, oynanan tiyatroda gönüllü rol alanlar tarihsel hatalara devam ediyorlar. Kürtleri AKP’ye peşkeş etmeye devam eden çevreler, yapılan büyük hatalar nedeniyle Kürt kitlelerinin desteğini kaybetmeye başladılar. Kazanan ise yine AKP oldu. AKP, Erdoğan’ın başkanlık emelleri için Kürtleri kullanmaya büyük önem veriyor. Çünkü cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde Kürtler’e ihtiyacı var. “Yasal statü” deyince kuduran AKP kodamanları verdikleri sözlerin hiçbirini gerçekleştirmek istemiyorlar. İşte süreç denilen olay budur: bir süreç var ama bu bir yalan dolan sürecidir. AKP, yeni Kemalizm despotizmini din boyası ile süsleyerek Kürtleri kandırma ve tasfiye sürecine devam ediyor.

    AKP’nin Kürtler üzerinde uyguladığı sinsi politikasına destek vermek Kürdistan halkına ihanettir. Erdoğan’ın başkanlık sistemi Kürtler için ölümdür. Kürtler Erdoğan’ı başkan diye kabul edemezler. Erdoğan Kürtler’le alay eden bir ırkçıdır.

    Başkanlık seçimi için Erdoğan’a destek vermek AKP hükümetinin Kürt halkı üzerindeki zulmüne destek anlamına gelir. AKP Kürt halkının özgürlük ve demokrasi taleplerini bastırmak istiyor. AKP, Kürt dilinde eğitime karşı çıkmaya devam ediyor! Kürt halkı için CHP- MHP ve AKP aynıdır. İyi polis Kötü polis numaraları tutmadı. AKP, Demirel ve Ağar’dan daha kötüdür. Bu hırsızların Kürtler’e verecekleri bir nebzelik bir şeyleri yoktur.

    Şimdi böyle bir politikayı uygulayan bir partinin sözde ”açılım” veya”süreç” dediği yalanlara uymak, plan ve projelerine katılmak, Kürtlerin sindireceği bir durum değildir. Açıkça Kürt halkına hakaret olur. Erdoğan 1 seçim daha bekleyin diyor, Kürtler yine ona kanarak aldanıyorlar…Eğer gerçekse gerçekten de çok vahim bir durumdur. Zaten şayiası bile gerçek olması kadar kötü bir durumdur. Aslında AKP hükümeti Kürt sorunu konusunda çok sıkışmıştır. Bu sorun çözümünü dayatmakta ve hükümeti zorlamaktadır. AKP hükümeti bu sıkıntıdan kurtulmak için hep seçimleri bahane etmekte ve Kürtleri oyalayarak zaman kazanmaya çalışmaktadır.

    Sevda Suner

    Nisan 2014- Lyon France

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s