Süreç

image

Abdullah Öcalan, 27 Temmuz 2011’de avukatlarıyla yaptığı son görüşmede, “kendine verilen sözlerin tutulmadığından” şikayet edip “…Her iki taraf da bana bir şeyler söylüyorlar. Devletin-AKP’nin zaten ne yaptığı ortada. Her iki taraf da beni idare ediyor. Aslında bu bir şantajdır…. Kendi aralarında anlaşıyorlarsa anlaşırlar, savaşıyorlarsa savaşırlar, ben karışmıyorum…” dedikten sonra Öcalan’ın avukatları ve yakınlarıyla görüşmesi “gayrı resmi” olarak yasaklandı, İmralı kosteri bozuldu ve uzun süre tamir edilemedi, koster doğru dürüst çalıştığında ise Öcalan’ın yakınlarıyla görüşmesine “hava muhalifti”…

Uzun, çatışmalı, operasyonlu, tabutlu, tehditli süreçten sonra İmralı da görüşmeler yapıldığı ortaya çıktı ve bir “Süreç” daha kendini dayattı. Sürec’in zorunluluğunu kimileri, “Devletin tüm gücüyle PKK’nin üzerine gitmesine rağmen sonuç alamaması”na yordu, kimileri, “Suriye’de tüm hesaplarını Esad rejiminin yıkılmasını üzerine kuran Türkiye’nin, Suriye’de bu amacına ulaşması için oradaki Kürtleri saflarına katmasına…”

Erdoğan’ın “Kürt sorunu yoktur” açıklamalarını hepimiz biliyoruz, bunu “süreç”te de ısrarla takrarlıyor, o halde Erdoğan’a göre bu “süreç” Kürtlerin taleplerine(Kültürel, idari vs) ilişkin bir süreç değil…

Erdoğan, “Siyasetle müzakere, terörle mücadele” diyerek operasyonların süreceği mesajını verdi ve operasyonlar “içte ve dışta” kesintisiz devam ediyor, o halde bu “süreç” direk olarak Kandille görüşmeyi(şimdilik) de kapsamıyor…

BDP’nin İmralı’ya gidecek isimleri belirlemesindeki tavrıyla, sürec’in başına birşey gelirse bundan BDP’yi sorumlu tutacağı tehdidiyle ve Öcalan’la görüşecek ekibin belirlenmesiyle, “dönüşte sözlerine dikkat etsinler” uyarısıyla BDP’yi de(pek) muhatap almadığını anlıyoruz.

Erdoğan, “Kime sorsak bize İmralı’yı işaret ediyorlardı” diyerek Abdullah Öcalan dışında kimseyle müzakere etmeye pek niyetli olmadıklarını da açıkladı…

Abdullah Öcalan onunla bağlantının koptuğu son görüşmesinde avukatları aracılığıyla. “… anaların gözyaşları böyle dinmez. Anaların gözyaşını dindirmek için silahlı güçleri güvenli bir yere çekeyim diyorum, buna bile cevap vermiyorlar. Tersine her gün operasyonlar var, çatışmalar yaşanıyor, asker, gerilla ölüyor. Kanın aktığı yerde barış nasıl gelişir? Hükümete açık mektubumdur. Eğer gözyaşının dinmesini istiyorsanız, gerillayı güvenli bir yere çekmemin yolunu açın. Böyle yaparsanız bir hafta içinde çözeriz, Heyete de söyledim, Erdoğan’a da çağrı yaptım. Gerillayı güvenli bir alana çekeceğim demiştim. Ama buna dahi imkân tanımadılar…. Daha ne yapayım? Daha fazlasını ayda yılda bir burada bir saat konuşarak mı yapacağım! Daha ne yapayım? Ama her iki tarafın da tavırları başka… Benim rol almamı isterlerse üç şartım var; sağlık, güvenlik ve özgür hareket etme. Bu üç şartı sağlayabiliyorlarsa ben devam ederim. İki taraf da rolüm konusunda anlaşırlarsa, sağlık, güvenlik, özgür hareket alanı yaratırlarsa, rolümü oynarım. Bu şartları sağlayamıyorlarsa ben daha fazla devam etmeyeceğim.”

Abdullah Öcalan’ın şartları kabul edildi mi? bilinmez, fakat, Erdoğan’ın söylemleri ve yaklaşımlarından anlaşılıyor ki, Erdoğan süreci sadece çatışmazlık ve PKK’nin “sınır” dışına çekilmesi üzerine kurguluyor, “süreç”ten sonra BDP ve Kürt siyasi hareketiyle(silahları ellerinden alınmış) “çatışmasız” bir ortamda kozlarını paylaşmayı hesaplıyor…

İzliyor ve anlamaya çalışıyoruz….

Çetin Yılmaz

icdalasi@gmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s