KAN AKAR TÜRK BAKAR


“Su akar Türk bakar” bu atasözü Türk milletinin kayıtsızlığı üzerine söylenmiş bir sözdür, içinde küçümseme ve aşağılama barındırır, “Atasözü” sayılan bu kelamın çıkış kaynağı egemen anlayıştır, egemenlerin halka bakış açısıdır, gerçekten böyle midir? Bu halkın genlerinde kayıtsızlık var mıdır? Yoksa egemen kelamı olan bu argüman, bu bakış açısı, halkı yüzyıllardır asker, tebaa, kul olarak kullanmaktan kaynaklı olarak onu egemenlerin kaygıları dolayısıyla kendisine yabancılaşmasını mı sağlamıştır?

Hem her Türk asker doğar, Vatan, millet, din, iman, çakıl taşı, kan, kahramanlık, yücelik gibi kavramları pompalayarak kendine yabacılaşmasını sağlayacaksın, sonrada ona Su akar Türk bakar, etrakı bê idrak(idraksiz Türk) vs… diyeceksin…

Egemen kadrolar kendi statükolarını muhafaza etmek için yıllardır bir arada yaşayan halkları bir birlerine düşman etmiş, kırdırmışlardır, kendine düşman bellediği Ermenilerle işe başlamış, onlara Rumları eklemiş, Kürtlerle devam etmiştir, bu süreç içinde farklılıkları düşmanlık nedeni saymış, Türk halkının yoksulluğunun, ezilmişliğinin, suçunu bu kesimlere yüklemiş, bu kesimleri Türk halkının nezdinde düşman olarak algılanmasına çalışmış ve bunu da başarmıştır, Ermeniler ve Rumlar coğrafyadan silinmiş, Kürtlerle ise boğazlaşma yıllardır sürmüştür.

Cumhuriyet kurulduğundan bu güne dek Devlet, farklılıkları dikkate alan, onu zenginlik sayan bir anlayış yerine, Faşist modeller geliştirmeyi benimsemiş, figüran olarak Türk halkını kullanma yoluna gitmiştir, onu yoksul, yoksun, kendine bağımlı hale getirmiştir, halkın kendi sorunlarına sahip çıkmasını engellemiş, ona katkı sağlayacak, sol, sosyalist, komünist düşünceleri de aynı argümanlarla düşmanlaştırmak yoluna gitmiş, halkı uyuşturup kendine bağımlılığını sürdürecek Ulusalcılık ve milliyetçilik gibi düşüncelere kapılarını sonuna dek açmıştır.

“Türk halkı, Kürt halkı gibi devletin mağdurudur” bu, Karadeniz gezisi yapan bir dostumun tespitiydi, orada halkın yoksul olduğunu, nedense halkın bu yoksulluğunun nedenini de Kürtlere yüklediğini, insanların öfkesini bazı kadroların bilinçli olarak Kürtlere kanalize ettiğinden söz etmişti, Kürtlerin mağduriyetlerinden söz edildiğinde Devlet kadrolarının “bazı bölgelerde Türklerde yoksul onlar neden isyan etmiyorlar?” saçmalamasıyla, mağdurları düşmanlaştırmayı sürdürmekte kararlı olduklarını, Türk halkının omuzlarından uzunca bir süre inmeyi düşünmediklerini göstermektedir.

Kürt sorunu bir mağduriyet sorunudur, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren, onu asimile ederek, yok ederek, uluslaşma potasında eritme yoluna gidilmiştir, Bir halkın dili yasaklanmış, Ortadoğu coğrafyasında dört devletin insafına bırakılmıştır, Kürtlerin en yoğun olarak yaşadıkları, o topraklarda yaşadığı halklarla en çok kaynaştığı ve benzeştiği Ülke olan Anadolu coğrafyasında Kürtler, yok sayılmaktan kaynaklı olarak, yok sayılan her onurlu halk gibi, insani haklarını talep etmişlerdir, bu günde süren çatışmalı süreç onun devamıdır, imha, inkâr ve asimilasyonun politikalarının bütün karakteristik özellikleri de hala sürmektedir, Türk halkı da bu çatışmalı süreçte Kürt halkının taleplerinin engellenmesi için Medya, siyasi iktidarlar ve devletin bütün aygıtları tarafından yine tarihsel rolünü oynaması için manipüle edilmeye, kanını, emeğini ve canını vermesi için kandırılmaya devam etmektedir, kuşkusuz Türk halkının içinde bu kirli karmaşık ve ölümcül oyunların farkında olan kesimler vardır, ancak bu kesimlerde sistem tarafından Düşman olarak görülmekte ve tüm düşmanlara uygulanan yok etme politikasından paylarına düşenleri almaktadırlar…

Kürt sorunu tüm insani taleplere, Kürtlerin barış taleplerine, aydınların ve duyarlı olan kesimlerin çağrısına rağmen yine kanlı bir sürece girmek üzeredir, Devlet denen aygıtın sahipleri iktidarları yine “kamuoyu” dediği yıllardır yalan bombardımanına tuttukları Türk halkının onların arkalarında, onlara ortak olmalarına güvenmektedirler, asıl mesele farklılıkların yok olmasına kendi bedeni eksile eksile sessiz kalan, ortak olan Türk halkının bunun farkına varıp varmamasıdır, asıl mesele soğuk ve kirli bir mekanizma olan devlet ve onun yalan aygıtlarının, aslında “hiçbir şey” olduklarının farkına varmasıdır, insandan değerli olmadıklarının farkına varmasıdır…

Tercih, ya kanda, yada yaşamda ısrardır…

Çetin Yılmaz icdalasi@gmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s