Hümanizm nedir?

Hümanizm: Genel olarak akıllı insan varlığını tek ve en yüksek değer kaynağı olarak gören, bireyin yaratıcı ve ahlâki gelişiminin, rasyonel ve anlamlı bir biçim¬de, doğaüstü alana hiç başvurmadan, doğal yoldan gerçekleştirilebileceğini belirten, ve bu çerçeve içinde, insanın doğallığını, öz¬gürlüğünü ve etkinliğini ön plana çıkartan felsefi akım. İnsanın kendisinin ve ilgili çıkarların çok temel bir öneme haiz olduğu¬nu savunan yaklaşım; insan varlıklarına va-rolanların meydana getirdiği genel varlık şe¬ması içinde özel bir konum atfeden öğreti.
Bir yanında insanlığın tanrısal düzene ba¬ğımlı olduğunu söyleyip doğa üstü aşkın varlık alanına özel bir konum izafe eden do¬ğaüstücülüğün veya teizmin, diğer yanında ise insan varlığının diğer canlılarla aynı dü¬zeyde bulunduğunu savunup, onun bilimsel bir tarzda ele alınması gerektiğini savunan doğalcılığın bulunduğu hümanizm, insan varlıklarında geliştirilmesi ve kendi başına ele alınıp kutsanması gereken eşsiz güçler, benzersiz yetenekler bulunduğunu savunur. Özünde, ateizme ya da agnostisizme da¬yanan ve dini ya da dini inancı dışlayan bir ahlâkı savunan yaşam görüşü olarak hüma¬nizm, insan varlıklarının kendi içinde bir değer taşıdıklarını, insanla ilgili tüm diğer hak ve değerlerin temelinde, insanın insan olarak değerine duyulan saygının bulundu¬ğunu öne süren; 1 insandan umudunu kesen, insan yaşamına herhangi bir anlam yüklemeyen, insanı yalnızca Tanrı’nın inayetiyle kurtulabilecek değersiz ve sıra¬dan bir varlık olarak gören, 2 insan bilinciy¬le ilgili görüşünde, determinist ya da indir¬gemeci olan her düşünce sistemine şiddetle karşı çıkan anlayışı veya tavrı ifade etmek durumundadır.
Kökenleri antik Yunan düşüncesine, in¬sanı felsefi düşüncenin merkezine geçiren Sokrates’e, ‘insan her şeyin ölçüsüdür’ diyen Protagoras’a kadar geri giden, ama esas Rönesans döneminde, Tanrı’dan uzak¬laşan dikkatin insana yönelmesiyle ortaya çıkıp, ilerlemeci Aydınlanma ve modernist hareketle gelişen hümanizm, 20. yüzyılda ise, İngilizce konuşan dünyada, ateizm ya da laik bir akılcılıkla eşanlamlı bir terim haline gelmiştir. Buna karşın, kıta Avru¬pa’sında hümanizm, insanla doğanın geri kalanı arasındaki ontolojik farklılığı temele alan ve topluma, tarihe, kültüre ilişkin açık¬lamada, önceliği insana veren felsefeleri gösterir.
Hümanistler, bu çerçeve içinde, insan varlıklarına özgü, onların ürünlerini, bu’ ürün ister tarihsel bir olay, ister ekonomik sistem ya da ister edebi bir eser olsun, stan¬dart bilimsel açıklamayla birleştirilen nes¬nel ve indirgemeci analizler tarafından açık¬lanabilmesini imkansız kılan, birtakım nitelik ve yetiler bulunduğunu savunmuşlar¬dır. İşte a) varoluşçuluğun, insanı ve insan bilincini ön plana çıkartan ve insanın evre¬ni, ya da insanın öznelliğinin meydana ge¬tirdiği evren dışında başka bir evren bulun¬madığını iddia eden felsefeleriyle; b) insanın ezeli-ebedi doğruları temaşa etme ve aşkın bir gerçeklikle doğrudan bir ilişki içine girebilme gücüne sahip olduğuna ina¬nan personalizm; c) insanı her şeyin ölçüsü yapan insan merkezli görüşünden dolayı, pragmatizm; d) Lukacsz’ın genel yabancı-laşma ve şeyleştirme sürecini, insanlığın yi¬tirilmesi olarak değerlendiren görüşü; ya-bancılaşma üzerinde odaklaşan genç Marxla irtibatlandırılan Marksist hüma¬nizm, çağdaş hümanizmlere örnek olarak verilebilir.
Bununla birlikte, yine içinde bulunduğumuz yüzyılda, 1970’lerden başlayarak, yapısalcıların ve yapıbozumcuların eserlerinde güçlü bir hümanizm eleştirisi felsefenin gündemine gelmeye başlamıştır. Kendi ken¬dini belirlemeye, seçimleriyle toplum üze¬rinde veya tarihin akışında ciddi değişim veya farklılıklar yaratabilmeye muktedir özerk insan varlığı konsepsiyonuyla belirle¬nen hümanizm, Levi-Strauss, Althusser ve Foucault gibi düşünürlerin eserleriyle, bu dönemde ağır bir yara almıştır. Zira bu dü¬şünürler toplumsal, ekonomik ve psikolojik yapıların etkileri üzerinde durmuş ve bu et¬kilerin bireylerin eylemlerini nasıl etkileyip belirlediklerini gözler önüne sermiştir. Bi¬linç nedensel ya da yapısal olarak belirlen-miş olup, bireyin kendi kendisini belirleme¬si bir yanılsamadan başka bir şey değildir. Birey bir oyuncu değil, yaşam adı verilen oyunda bir piyondur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 98 takipçiye katılın