object width=”425″ height=”344″>
DERSİM NEDİR
18/11/2009
DERSİM BİR SABAH SERİNLİĞİDİR
BİR ÜŞÜMEDİR DERİNDEN
BİR KATLİAMDIR DÖRT DAĞ İÇİNDE-
ONURDUR DERSİM-ONURSUZUN KORKUSUDUR-SEYİT RIZADIR-KÜRTTÜR-EVLADI KERBELADIR-ZULÜMDÜR-DİRENÇTİR-MAĞARALARDA ZEHİRLİ GAZDIR DERSİM-DEVLETİN EDEPSİLİĞİDİR-KATLİAMDIR-SOYKIRIMDIR-ALİŞER U ZARİFE DİR-BAŞI KESİLEN BEDENİMDİR-NAMUSSUZ BİR TARİHTİR-KOÇGİRİDİR DERSİM-BAĞIMSIZLIKTIR-SÜRGÜNDÜR-YOLDUR, KÖPRÜDÜR, MERMİDİR, BOMBADIR DERSİM-ERMENİLERİN KATLİAMDAN KAÇIŞIDIR-SIĞINAKTIR DERSİM-TECAVÜZDÜR-SÜRGÜNDÜR-SÜNGÜDÜR DERSİM-TÜRKÇELEŞTİRME-ASİMİLASYON-İHANET-YATILI BÖLGE OKULUDUR DERSİM-DERSİM TUNCELİDİR-SAHTE BİR İSİMDİR-DEVLETİN BÖLÜCÜLÜĞÜDÜR-DEVLETİN KÜRTSÜZ ALEVİLİĞİDİR DERSİM-DERSİM DEVLET KUTSAYICILARINA UTANÇ-DİRENENLERE SELAMDIR-
YA SEV YA ŞEY ET
07/11/2009
Dış düşman, dış destek, dışarının uzantıları, sırtını Amerika’ya dayamış, İngiliz oyunları,Rusçu komünistler, uşaklar, postal yalayıcıları vs……Bu kavramlar yıllarca ülkede yaşayan, mücadele eden çeşitli siyasi, etnik ve dini gruplara karşı kullanıldı ve kullanılmaya da devam ediliyor, komünistler Moskova ya, İslamcılar İran a ve Kürtler Iraka, bu balgamlı tekerleme söylenip durdu, bunu temelinde evrensel veya toplumları etkileyen etkili düşünce akımlarının dışarıda şekillenmiş olmasıydı, zaten kendine özgü, özgün bir düşünceye sahip olamamış ve korkularla büyümüş, düşüncelerin büyük suç sayıldığı kapalı devre bir belleğe sahip bir ülkede farklı bir şeyde beklenemezdi.
Seksen öncesi çeşitli sol ve inanç gruplarına memleket arayanların menşelerine daha sonra geleceğim, ABD nin ırak işgaliyle doruğa ulaşan “işbirlikçiler” söylemleri, genellikle ülkemiz deki ayrımcı Kürt hissiyatını doyurmak için kullanılan ırkçı bir iç güdünün dışavurumundan başka bir şey değildi, ıraktaki baas rejiminin yandaşlığını yapan kimi siyasi çevreler ve devlet elitleri, Amerika nın Saddamı palazlandırdığından habersiz gibi davranmaktadırlar, ve ırak işgaliyle sonuçlanan hadisedeki figürleri eşit derecede tahlil edemedikleri görülmektedir, evet ırak işgali, Irakın içinde ki Şii, Kürt ve bir kısım gruplar tarafından olumlu karşılanmış ve desteklenmişti.
Irak tarihinin işgale kadar olan zaman dilimini incelediğimizde, Şii gruplar ülkede çoğunluk olmanın verdiği üstünlüğe rağmen bir iki girişim dışında Baas rejiminin baskıcı uygulamalarına karşı etkili bir tepki gösterememişlerdi, bunun yanında Türkmenler ve diğer küçük gruplarda benzer tavır sergilemişlerdi, Sünni kesim ise, sayısal azlığına rağmen ülkede hakim güç olmanın nimetlerinden faydalanmaya çalışıyorlardı, oysa Kürtler ırak kurulduğundan beri, Irakı kurgulayan İngiliz güçleri olmak üzere ülkede iktidar olmuş bütün iktidar ve devlet aygıtlarıyla şöyle veya böyle çatışmış ve güçlü bir direniş sergilemişlerdi, mücadelelerinde inişler ve çıkışlar olmuş, son süreçte Saddam eliyle organize edilen enfal operasyonu kapsamında 150 000 kişi evlerinden, köylerinden alınmış katledilmemişlerdi, operasyonun devamında Halepçe de kimyasal bombalarla beş bini aşkın kişi katledilecekti, Saddam dahi Kürtlerle özerlik verecek noktaya gelmiş, zaten Saddam öncesi yönetimde Kürtlere özerklik verecek, Kerkük üzerindeki anlaşmazlık neticesinde mücadelelerine devam edeceklerdi ve sonra malum Saddam ın ABD yle çelişkiye düşüp çatışması, yani ABD nin ırak işgali sonucunda pekişen Kürtlerin statüsü öyle işgalle yoktan var olan bir hadise değildir, Kürtleri aşağılayan kimi siyasi çevreler ve medyadaki ABD klonu ibrikçilerinin, Irakın içinde ki grupları görmezden gelip sadece Kürtlere saldırmalarının sebebi, Kürtlere duyulan tarihsel düşmanlıktan başka bir şey değildir, yoksa hadise emperyalist ABD nin küresel saldıganlık ve şekil vericiliğinden çok öte bir şeydir, faşist çevrelerin kronik Kürt düşmanlığının bir çok farklı yansımalarını görebilirsiniz(İsrail Kürt ilişkisi, ermeni Kürt ilişkisi vs) bunlar bu ırkçı kesimlerin çoğunlukla öne çıkarmaktan utanmadıkları ve bu sayede Kürtlere küfretmekle kendilerini tatmin ettikleri bir saldırı biçimidir.
Yoksa bu kesimlerin ne ABD yle nede Kürtlerle ilişkilerini jurnalledikleri ülkelerle bir sorunları vardı, tek sorun, Kürtlerin uluslar arası ilişkilere sahip olmasıydı, bu onları delirten bir hadiseydi, yoksa kelimenin tam anlamıyla ABD ve yerden yere vurdukları güçlerin kucaklarından asla inmemişlerdi, cumhuriyet kurulduktan sonra ABD yle girilen ilk ilişkiden sonra ona tabi olma, onu örnek alma son hız devam etmişti, ülkedeki darbeleri ABD nin vatanperver evlatları düzenleyeceklerdi, ABD ye üstler verilecek, Amerikancılık “vatanseverlerin” damarlarındaki saf kan olacacaktı, ABD yle bukadar yapış yapış bir ilişkiye sahip kesimler nasıl olurda kendini arındırmadan başkalarına saldırabilirlerdi ki, kaldı ki, ırak işgali devam ederken, benzer bir ABD işgalinin sürdüğü Afganistan da Türkiye aktif bir jandarmalık yapmaktaydı, aynı dönemde Kürtleri işbirlikçilikle suçlayanların, ABD ye Afganistan da yaptığı yardım ve yataklığa suskun kalmalarının hali, ahırda yemlenip, boğazına tezek takılmış ve debelenen bir tavuktan farksızdır, ha kaldı ki Kürtlere coğrafya arayanlarının unuttukları asıl mesele, Kürtler bu ülkenin yerlileri olmasıydı.
Aynı Kürt karşıtlığını 25 yıldır süren çatışmalı ortamda binlerce kez duymuşuzdur, Pkk ye karşı İran, Suriye,ırakla ve hatta küçümsedikleri ırak Kürtleriyle ittifak girişimleri, Avrupayla yapılan anlaşmalar ve Amerika dan alınan anlık istihbarat bilgilerine, Avrupa,ABD ve İsraille yapılan yüksek maliyetli silah anlaşmalarına rağmen, Pkk yi dış destekle suçlamak akıl karı olmasa gerekti.
Şimdi ise, insanları bir türlü şekillendirememiş, dönüştürememiş, sindirememiş ve mübadele veya katliam mantığını belleklerinde bir joker gibi saklayan ve bu bilinç altının tetiklemesiyle, insanları ülke dışındaki çeşitli gruplarla ilintilendiren ve bundan kaynaklı onları kovmayı büyük bir iştahla vurgulayan kesimleri (sahipleri) kısaca bir örnekleyelim.
Birilerini bir yerlere yollamaya çalışan kesimler ya kendilerini ”sahip” sanıyorlardı yada “gidecek” yerleri yoktu! oysa doğrumuydu bunlar “sahip” miydi gerçekten kesimler veya gerçekten bir “sahip” var mıydı? ilk etapta batılılaşmayla batının sembolik ve şekilsel değerlerine yönelen cumhuriyet elitlerine bir göz atalım, hayatlarını batılı şekilcilik üzerine kurgulayan bu kesim, batının gelişen sıcak düşünce ikliminden etkilenmedikleri için mi kendilerini “sahip” sanıyorlardı acaba? veya “yedi düvel”e karşı kazanılmış Cumhuriyet miydi? bunun asıl nedeni, yoksa ordularının kumandasına sahip Alman yönetimi ve Alman savaş mantığıyla idare edilen ÇANAKKALE savaşımıydı buna sebep, kuşkusuz buda olmamalıydı, peki ya anlı şanlı kurtuluş savaşı? şüphesiz buda olmamalıydı, çünkü İngilizlerle, Fransızlarla, kısacası istilacı güçlerle hiç çatışmaya girilmemişti, onlarla uzlaşma yapılmış, yerel çetelerin çatışmasının dışında devlet bu istilacı güçlere tek bir mermi bile atmamıştı.
Kurulan cumhuriyetin, yasalarını “dış düşman” batılı güçlere göre düzenlemesi ve alfabeden tutun da hukuk, eğitim sistemi olmak üzere bütün devlet dinamiklerini bunlara göre şekillendirmesi de bu kesimleri “sahip” yapmayacağına göre, bunların Komünistler Rusyaya, İslamcılar Irana söylemi ciddiyetini yitiriyordu, pekala bu kesimler de onlara, hadi bakalım sizde Fransaya, İngiltereye diyebilirlerdi evet bunlar olamazdı, peki kimlerdi? bu kudretli sahipler.
Kesin milliyetçilerdi bu söylemin sahibi, çünkü milliyetçiliğin “milli” olma zorunluluğu var, ama oda ne milliyetçiliği şekillendirenler fikir babalarının, biri Kürt, biri Çerkez, biride Arnavut tu hem milliyetçilik daha öncede bir takım emarelere sahip olsa da Fransa ihtilalinden sonra ortaya çıkan batıda şekillenen bir düşünce akımıydı, hem alman faşizminden yoğun bir şekilde etkilenmiş, Türk milliyetçiliği varlık felsefesini orta Asya’ya bağlamamış mıydı? Turancılık hayallerini 90 bin yoksul askeri Alahu ekber dağlarında öldürerek bir hayale kurban etmemiş miydi? sonra sında ülkedeki milliyetçi kadrolar CIA nin kadrolarından seçililmemiş miydi? Milliyetçi parti, ispanya faşist partilerinden etkilenmemişmiydi? Ülkedeki sol harekete karşı Amerika nın neferleri olarak kullanılmamışlar mıydı? Onların sözünden çıkmadıkları liderlerinin paraları öldükten sonra alman bankaları da ortaya çıkmamış mıydı? Bunlarda olamazdı, bunlar aslında hiç olamazdı hepsinden fazla dıştan tasarlanmışlardı, bunlar Kürtleri bir yere, solcuları bir yerlere yollamaya çalışmaları komik olurdu, zira karşıtlarının onlara önerecekleri çok alternatif vardı.
Ulusçularda yukarda saydığımız nedenlerden dolayı “sahip” olamayacağına göre, kimdir? bu “sahip”ler, medya mı? ama hangi medya yukarda saydığım unsurlardan muaftır olabilir ki, hangi köşe yazarları, hangi basın yayın, veya siyasi partiler “sahip”lik ölçütlerine sahip ki?
O zaman işin özeti şu olmalı sanırım, diline ya sev, ya terk et cıngılını pelesenk edenler, önce aynaya bakacaklar, dünyada kitleleri etkileyen, yönlendiren, düşünce ve inanışların milliyeti ve aidiyetleri yoktur, yani ampulü bulamamış olman, kendini karanlığa mahkûm etmen sonucunu getirmez, fikir ve inanışlarda böyledir.
Başkalarına ikamet arayanlar, kıblelerini sorgulamalıdırlar ve başkalarına postal yalayıcısı diyen ihbarcı, siyasi eskilerin, dilini tuvalet kağıdı olarak kullandırmama zaruretleri vardır.
Yani sevip sevmeyeceğimiz kişisel tercihimizdir, terk etmekse, kim? peki nereye?:)
çetin yılmaz
Irkçılık nedir?
03/11/2009Irkçılık: Bir hal¬kın, bir grup İnsanın diğer halk ya da İnsanlar¬dan farklı olmakla kalmayıp, aynı zamanda di¬ğerlerinden fiziksel, entelektüel ya da ahlâki bakımdan daha iyi, daha güçlü, daha yüksek ya da daha yaratıcı olduğunu, bu üstünlüğün ata¬lardan miras alınmış olan biyolojik farklılık¬lardan kaynaklandığını savunan anlayış. Birbirlerinden ayrılan çeşitli İnsan ırkları bulunduğunu, bu ırklar arasında eşitlik bu¬lunmadığını, üstün ırkların aşağı ırklara hükmetmesi gerektiğini öne süren inanç.
Buna göre, daha yüksek ırk ya da halkların daha aşağı ırk ya da halklar üzerinde egemen¬lik kurma, hatta onları köleleştirme hakkına sahip olduğunu, bundan dolayı ırkların ya da halkların birbirleriyle karışmaması gerektiğini, ırk ya da halklar arasında söz konusu olabile¬cek cinsel ilişki ve evliliklerin daha ustun ve yüksek ırk ya da halkların bozulmasına yol açacağını savunan görüş olarak ırkçılık, zaman zaman başka ırklardan İnsanların daha aşağı düzeyden doğasıyla ilgili tutum ve inançlarla belirlenen önyargı, zaman zaman da, kişilere ırklarına bakılarak, ekonomik, toplumsal, hukuki ve eğitimsel açıdan farklı muamele edilmesi gerektiğini savunan sosyal ve siyasi öğreti şeklinde karşımıza çıkar.
Kapitalizm nedir?
03/11/2009Kapitalizm: En genel anlamı içinde, sermayenin, genel temel üretim aracı oldu¬ğu ekonomik sistem veya üretim tarzı için kullanılan genel terim.
Bir üretim tarzı ya da ekonomik sistem olarak kapitalizmi belirleyen en temel özel¬likler şöyle sıralanabilir: 1- Üretim araçları¬nın özel mülkiyeti ve denetimi. 2- Ekonomik faaliyetin kar elde etmek amacıyla yapılma¬sı veya özel karın teşebbüs faaliyetinde başlıca saik olması. 3- Söz konusu ekonomik fa¬aliyeti düzenleyen bir pazarın varlığı. 4- Karın, sermaye sahiplerine ait olması. 5- Üreticilerin, kullanmak amacıyla değil de, satmak amacıyla üretmek durumunda olma¬ları. 6- Değişim biriminin belli bir zaman karşılığı parasal ücret olması. 7- Sistemdeki temel değişim aracının para olup, 8- üretim sürecinin üretim araçlarına sahip bulunan kapitalist ya da onun adına yöneticisi tara¬fından denetlenmesi. 9- Sermaye birikimin¬de borç/kredi kullanılırken, mali kararlar üzerinde tam bir denetimin bulunması, ve nihayet, 10- sermayedarlar arasında rekabet.
Kökeni, feodalizm içinde tüccar sermayenin ve dış ticaretin büyümesi olgusuna geri götürülen kapitalizmin birinci evresi, on beşinci yüzyılla on sekizinci yüzyıl arasında kalan ticari sermayenin evresi olarak bilinir. Buna karşın, ikinci evre olan endüstriyel evre, sanayi devrimi adı ile bilinen ve enerji kullanan makinelerin ortaya çıkışı ve gelişimiyle başlayan evredir. Kapitalizmin gelişiminde bundan sonra gelen evre, tekelci kapitalizm olup bu evrenin başlangıç tarihi ikinci sanayi devriminin gerçekleşmesiyle büyük ölçekli endüstriyel süreçlerin ortaya çıktığı 20.yüzyılın başlarıdır.
çetin yılmaz tarafından yazıldı 