AKP KAOS PLANI

19/04/2011


Seçimlere giderken partiler, kurguladıkları Türkiye ye göre adaylar belirlediler, AKP Milliyetçi, CHP şundan bundan, MHP “kafasına” göre adaylar belirledi, umut yok derken, Meclise girmemesi için baraj muhafaza edilen, hazine yardımı esirgenen, 2000 yöneticisi alıkonulan BDP, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu ile yüreklere su serpti, seçimlere giderken umut kıvılcımları çakmaya başladı, Nasıl çakmasın ki?

Ertuğrul Kürkçü, Sırrı Süreyya Önder, geçen sene ÖDP’yle birlik olup Ufuk Uras’ı, bu sefer Emep’in genel Başkanıyla Levent Tüzel ile ortaklaşmışlardı, birçok Türkiye Sosyalist, Emek hareketleri, yetmemiş, küskün Kürtler Bloğa dâhil edilmişti, Üstüne Üstlük Leyla Zana gibi sembol bir isim, Ahmet Türk gibi akil bir adam, Mardin de bir Süryani, Mersinde bir Sosyalist, İstanbul da bir usta…

Bilindiği üzere pusuya yatan YSK, bir darbeyle BDP’nin destek verdiği bağımsız adaylar da dâhil olmak üzere 12 bağımsızı saf dışı bırakıp altından kalkılamayacak bir kaos’a imza attı, araya BDP’nin dışındaki birkaç bağımsız fukara da eklenerek, sadece size değil ha, genel bir uygulama mesajı verilmeye çalıştı, tabi biz yemedik!

Şimdi burada olayın teknik ayrıntılarına girmeyeceğim, gerekte yok bunu yapacak epeyce “kitabına uydurucu” ortaya çıkacaktır.
Karar açıklandıktan sonra sanki AKP’nin haberi yokmuş, YSK bağımsız bir organmış gibi yorumlar uçuşmaya başladı, tabi biz bunu da yemedik, AKP bunun direkt sorumlusudur.

ŞÖYLE

1) İlk önce Yurt dışında ki seçmenlerin bulundukları yerlerde oy kullanmasını seçime kadar yetiştiremeyerek YSK, AKP ile ters düşmüş görüntüsü vermeye çalıştı, Başbakan birkaç fırça attı, YSK karar kesin dedi, sonuçları bakımından fazla bir şey değiştirmeyecek bir olay, YSK ve AKP ihtilafı olarak yansıtıldı ilerde yapılacak tezgâhlar için ortam ayarlandı.

2) YSK Bağımsızlara getirdiği yüksek başvuru ücretiyle ilk adımı attı, geçen seçimde Bağımsızların isimlerini oy pusulasına dahil ederek bir oyun denemişti, Kürtler özverili çalışmayla bunu aşmışlardı, Yüksek başvuru ücretiyle BDP’nin iktidar ve YSK’nin oyunlarına karşı önlem almasını engellemeye çalıştı, zira başvuru ücreti bu denli yüksek olmasaydı, BDP her yerde yedek Bağımsızları aday yapıp böyle bir durumda onları devreye sokabilir, olası oyunları bozabilirdi, fakat yüksek maliyet bunu imkansız kıldı.

3) Leyla Zana, Hatip Dicle, Ertuğrul Kürkçü gibi adaylar, Türkiye siyasetinde İktidara bir kırılma yaşatabilir, seçimden sonrada sürmesi öngörülen Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu birlikteliği, genişleyebilir, umut olabilir, AKP’nin oyunlarını bozabilirdi.

4) En önemlisi ise, seçimlerin olası sonuçlardan biri, AKP’nin yüksek oy almasına rağmen aynı oranda Milletvekili kazanamayabileceği ve tek başına iktidar olamayabileceği ihtimaliydi, bu ihtimale karşı beş ile yirmi arası Milletvekilini yedeklemesi gerekmekteydi, Mevcut Kürt Milletvekillerini tasfiye edip “bizim oğlanları” aday yapması çoğu insanın kafasında soru işareti yaratmıştı, son tahlilde hem “Kürtlük oranı yüksek” adayları saf dışı bırakıldı, hem de YSK’nın katkısıyla onlardan fazla şakşakçıyı meclise sokabilme ihtimali doğdu, bir taşla iki kuş, ne âlâ Memleket ve ne âlâ demokrasi.

KÜRTLER NE YAPMALI?

Doğrusu bu güne kadar aydınlar hep Kürt siyasal hareketine öğüt ve şekil vermeyle meşgul oldular, sanırım artık söz bitti, Kürtler ne eylerse güzel, meşrudur, mübarektir, haktır. Sağlıcakla

Çetin Yılmaz
icdalasi@gmail.com


İnce’den Sol’muş gibi yapmak!

08/04/2011

BDP İstanbul Milletvekili Ufuk Uras Meclis kürsüsünden yaptığı konuşma ardından ‘Yasaksız, kılık kıyafet yasağı olmayan bir Meclis diliyorum’ diyerek kravatını çıkarıp kürsüye bıraktı…

Sizce Mecliste Ufuk Uras’ın yaptığı kravat simgeli eyleme kim tepki gösterir?

İktidar partisi mi? değil, peki meclis başkanı mı? O da değil.
Peki, kim kravat sembolüyle yapılan ve yasaksız bir meclis talep eden bu naif eyleme tepki gösterir?

Üstelik İktidar partisi tepki gösterene kıs kıs gülerken, kim?

Muharrem İnce, evet tepki gösteren CHP Milletvekili Muharrem ince’ydi, hani şu BDP Milletvekili konuşmasını bitirdikten sonra söz alıp “saldırmak için” kendimi zor tutuyorum diyen Muharrem…

Muharrem İnce öfkeli bir şekilde, Ufuk Uras’ın eylemine ilişkin “Şov yapalım gündeme gelelim, bunlar yanlış şeyler” diyerek tepki gösterdi.

Peki, Ufuk Uras şov yapacak bir insan mıdır? Diyelim ki şov yapacak bir karakterde, peki “gündeme gelmek” nedir? Gündeme gelmekle Uras ne kazanır? Yaptığı kelamın(Yasaksız, kılık kıyafet yasağı olmayan bir Meclis diliyorum) hiç mi anlamı yok? Buna verilecek yanıt “şov yapma” mıdır?

Muharrem İnce’nin gösterdiği bu tepkinin sırıtan bir anlamı var aslında, bu “sahip” psikolojisidir, AKP’nin darmadağın edip ayaklar altına aldığı ve yerine kendine ait yenisini kurguladığı eski sahipliktir(statükoculuk) Muharrem İnce’yi konuşturan, Muharrem İnce’ye uyan da balığa gidelim diyeceğim ama şimdi balıklarda satıldı, derelerde, çaylarda, üstelik bunlar satılırken Muharrem İnce Meclisteydi, Muharrem İnce’nin Ailesine ve arkadaşlarına “gördünüz mü? konuşmam internette binlerce kez paylaşılıyormuş” dediği bir iki şov mahiyetinde konuşmasından başka da bir şey kalmadı geride, şimdi Milletvekili olma zamanı, aynı lakırdılar, aynı rol paylaşımları, aynı Meclisle baş başa kalacağız yine.

Muharrem İnce demişken, önümde duran gazete haberini aktarmazsam eksik kalır, haber aynen şöyle “CHP’li Konak Belediyesi’nde işten atılan işçilerin bekleyişi sürüyor, taşeronlaşmaya karşı olduklarını seçim malzemesi olarak söyleseler de, Süleyman Çelebi milletvekilliği için heves etse de sosyal demokratların zulmü devam ediyor”
İşçiler 38 gündür direniyor, işçilere sık sık polis müdahale ediyor, özel eşyalarına, yiyeceklerine el koyuyor, direnen işçilerin bulunduğu yere çöp konteynırları konularak eylemleri sekteye uğratılmaya çalışılıyor, bir İNCE zulüm ki sormayın gitsin, partinizde işçilere karşı böyle düşmanca yaklaşımlar varken Muharrem bey, Meclisteki konuşmalarınıza sizin deyiminizle “Şov” denir.

Kemal, Kimin Kılıçdarı? Başlıklı eski bir yazımda uyumayalım demiştim, ortada boyalı bir sopa var ve yok bu sopanın iktidar sopasından farkı…. Sanırım yine uyutulmaya çalışılacağız, uyanık kalalım, uyanık kalalım…

Son olarak, Ufuk Uras’ın Muharrem İnce gibilerinin dillendirdiği siyasi ikbal suçlamalarına verdiği yanıtla bitireyim sözümü.

Ufuk Uras
“Aday olduğumu varsayarak derin spekülasyonlar yapanlara bir kez daha duyurulur: aday değilim, Hazine destekli siyasi partilere karşı, “Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku”nu destekliyoruz”

Vira bismillah…

Çetin Yılmaz
icdalasi@gmail.com


KÜRTİYE CUMHURİYETİ

16/03/2011

Mustafa Kemalin öncülüğündeki ekip, İstanbul Hükümeti tarafından saf dışı bırakılır, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının tutuklama emrini veren İstanbul Hükümetinde Divanı-ı harbin başkanı olan Mustafa Yamulki Paşa(Nemrut Mustafa diye anılıyor şimdi) parçalanması kesinleşmiş Osmanlı devletinin düşüşünü görüp, varlığını uzun bir zamandır sürdüren Kürt teali cemiyetiyle toplantılar düzenler, çeşitli Kürt kesimleriyle birlik oluşturur, bunun neticesinde Diyarbakır da Hükümeti kurup, Osmanlının İstanbul Hükümetine karşı Anadolu da destek toplamaya çalışır.

Bunun neticesinde Çeşitli etnik kesimlerin desteğini kazanmak için toplantılar düzenlenir, Mustafa paşa görüştü kesimlere kurulacak devletin “Anadolu cumhuriyeti” adını alacağını, tüm kesimlerin haklarının gözetileceğinin garantisini verir, ortak Cumhuriyet paydasında buluşacağını sanan Türkler ve diğer kesimler, Mustafa Paşanın saflarına katılırlar, Emperyalistlerle uzlaşan Mustafa Paşa onların desteğiyle İzmir ve Egedeki Yunan güçlerini yener ve “Ulusal kurtuluş” savaşını perçinler.

Kısa bir süre sonra Mustafa Paşayla ittifak kuran kesimlerden Türkler, Devletin isminin Kürtiye Cumhuriyeti olması ve kendi haklarının yok sayılmasıyla gelişen bir dizi olaydan sonra Aydında isyan ederler, Diyarbakır Hükümeti Aydında ki isyanı kanlı bir şekilde bastırır ve isyan öncüsü Hoca Sait isimli liderlerini ve arkadaşlarını, Kurduğu İstiklal mahkemeleri aracılığıyla idam eder.

Diyarbakır Hükümeti yeni bir ulus yaratmak adına, Ülkedeki bütün farklılıkları yok sayar, Ülkenin temel unsurlarından olan Türk milletin olmadığını, Türkçe diye bir dilin olmadığını öne sürer, hatta daha ileri gidip kendine Türk diyen kesimlerin kullandıkları at arabalarının tark, turk diye ses çıkarmasından dolayı onlara Türk denildiğini, aslında onların dağ Kürdü olduklarına dair propagandalar geliştirir.

Bununla da yetinmez, Garp ıslahat planı diye bir plan çerçevesinde onları sürgün eder, çoğunluk oldukları yerlere İran’dan, Iraktan, orta Asya ya dağılmış sürgün Kürtlerini getirip onların demografik yapılarını bozmak için, onların çoğunluk oldukları yerlere yerleştirirler, nüfusun yarısını oluşturan Türkler, dışarıdan göçlerle çoğunluk oldukları yerlerde azınlık duruma düşerler, yine aynı plan çerçevesinde onların bulundukları yerlerde etkin görevlere gelmeleri engellenir, Türkçe konuşmaları yasaklanır, Vatandaş Kürtçe konuş kampanyalarıyla cendereye alınırlar, buna rağmen Türkçe konuşanlara, ağır cezalar uygulanır vs…

Türklüğün merkezlerinden olan Bolu ilinde Türkleri tamamıyla tarihe gömmek için planlar başlar, bun planların farkına varan Bolulu Rıza Efendi isyan eder, Kürdiye Cumhuriyetinin ilk pilotlarından “devşirme” Sabiha gökçenin de tayyaresiyle katıldığı, isyan edenlerin bombalanması üzerine tam bir katliam başlar, vadilerde, mağaralarda binlerce Türk katledilir, isyanın lideri Rıza Efendi anlaşma bahanesiyle ele geçirilir ve beni oğlumdan önce asın ricasına rağmen, önce oğlu ve sonra kendisi idam edilir, Türk illerindeki katliamlara, kanlı, vahşice biri daha eklenir.

Kürdiye Cumhuriyetinde uzunca bir süre Türkler ses çıkaramazlar, bir iki cılız ses o kadar, 1968 yılında başlayan öğrenci hareketleri çerçevesinde solcu öğrenciler onların adını anar gibi olurlar, Türk gençleri BDKO(Batı devrimci ocakları) daha sonrada BDKD(Batı devrimci dernekleri) gibi dernekler, yasadışı birkaç parti çevresinde örgütlenmeye çalışırlar, ancak Mustafa Mirkürt’ün(Kürtlerin miri, Mustafa yamulkiye meclisin verdiği ünvan) askeri geleneklerden gelmesi ve Kürdiye Cumhuriyetine uygulamaya çalıştığı tepeden inme modellerin koruyucusu bir orduya sahip olması ve o ordunun her daim kendini görevde hissetmesi, çoğu zamanda emperyalistlerin dürtüklemesiyle, en ufak demokratik geleneğin yerleşmesine karşı darbelerde bulunması, ülkeyi Faşist bir karakterin esiri haline getirir, nitekim 1980 darbesiyle yükselir gibi olan toplumsal muhalefet saf dışı bırakılır, bu darbenin en büyük mağduru sol muhalefet ve Türkler olacaktır.

İzmir ceza evinde Türklere karşı öyle bir işkence yöntemi uygulanır ki, Türklüğü oraya gömmek için ant içmiş kadrolar, akılların alamayacağı işkence yöntemleriyle denerler, binlerce suçsuz Türk genci işkence tezgâhlarından geçer ama maalesef sonuç Faşist Kürt yöneticilerinin istediği gibi olmaz, İzmir cezaevinden çıkan gençler TKK(Türkiye köylü kuvveti) diye bir örgüt kurarlar ve Kürdiye Cumhuriyetine karşı silahlı mücadeleye başlarlar, otuz yıla yakın bir süren bu çatışmalı süreçte, Kürt Devleti Marmara ve Egeyi olağan üstü hal ve sıkıyönetimle yönetir, Bulgaristan’daki soydaşlarından yardım aldıkları şüphesiyle, Bulgaristan’ın da onayıyla sınır ötesi operasyonlar düzenlenir, bu çatışmalı süreçte, otuz bini aşkın Kürt genci ve on bine yakın Kürt güvenlik gücü hayatını kaybeder, binlerce Türk Aydını ve siyasetçisi faili malum cinayete uğrar, köylüler, gençler toplu mezarlara gömülürler.

Bunlara rağmen, türlü engellemelere rağmen Türk siyasetçiler KBMM(Kürtiye büyük meclisi) ısrarından vazgeçmezler ve bu çatışmalı sürecin diyalog yoluyla, barışla ve demokratik çerçevelerle çözümü üzerine projeler geliştirirler, ama bu çevreler Kürtiye kamuoyu tarafından bölücü olarak görülürler, Egemen Kürt medyası, Kürt devleti ve siyasi partileri sorunun çözümsüzlüğü üzerine palazlandıkça palazlanırlar.

2011 yılında, Kürtiye Cumhuriyetinin İktidar partisi SPİP(ak parti) Türk dilinin eğitim dili olmasına tahammül edemez, Dağa çıkmış ve inmesi için çözüm arayışında olan Türk gençlerine karşı, kararlılıkla mücadele edileceği üzerine propagandalar yürütür, doksan yıllık “Tek dil, Tek millet, Tek vatan, Tek bayrak” sloganlarını sığınır, onun bu yaklaşımı Ana muhalefet partisi PCS(nasyonalist cumhuriyet partisi) ve PNG(Halkın faşist partisi) tarafından az bile bulunur, dağları hala Ne Mutlu Kürdüm diyene, Her Kürt Asker doğar yazıları kirletmeye devam eder, okullarda küçük çocuklara ırkçı marşlar okutulur ve küçücük Türk çocukları her sabah, varlıklarını Kürt varlığına armağan ederek okula başlarlar…

VE

Eğer bir paralel evren veya bir zaman kırılması var ise, bilinmelidir ki paralel evrende buna benzer şeyler yaşanıyor olabilir, yani başarı veya başarısızlık, kimin kimi yönettiğinin aslında pekte bir önemi yoktur, aslolan insandır, Türklerin empati yapması adına yazılmış yukarıdaki yazının dili basittir, gerçek basittir.

Yazıda söz ettiğim ezilen ulusa yapılan barbarlığı hoş gören yırtıcı hayvan güdüsüne sahip insanlar hep var olmuştur mesele onlar değildir, Mesele İnsandır, Bu basit yazıyı okuyan bir Türk hayret eder mi? Bu toprakları uzun zamandır terk eden vicdan yüreklere geri döner mi? Bir Kürt ne tepki verir? Mazlumların ve ezilenlerin saflarında ortaklaşabilecek miyiz acaba? Bu ülke hepimize yeter diyebilecek miyiz?

Şu net ortadadır ki, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beridir Kürtlere reva görülen şeyi, sadece yönetenlerin sorumluluğu olarak açıklayamayız, Türk milletinin suskunlukla ortak olduğu bu durumu, onun egemenler tarafından kandırılmasıyla geçiştiremeyiz, Bir avuç Sosyalist, Demokrat hariç, Türk milleti “fevkalade” suskunluğuyla suça ortak olmaktadır, Çoğunluk dur diyene kadar bu tür çılgınlıklar hep sürmüştür, sürecektir, kanıyla, canıyla, bu oyunda figüran olmak utanç vericidir, seyirci kalmayınız, ayıptır, zulümdür…

Çetin Yılmaz

İcdalasi@gmail.com

Mustafa yamulkiye Dair

Mustafa Paşa Yamulkî, 25 Ocak 1866’da Süleymaniye şehrinde Bilbaşaran ailesine mensup Kürt eşrafından bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk eğitimini Said Hüseyin Medresesinde Molla Fedah ve Molla İrfan’dan alan Mustafa, Bağdat Askerî Rüştiyesine birincilikle girdi. Okuldaki başarısı ve askerî dehasından dolayı bir süre sonra kaydı İstanbul’daki harp akademisine alındı. Burada iyi bir eğitim alan Mustafa, entelektüel çevrelerle de ilişki kurdu, yazdığı şiirlerle ses getirdi. İyi derecede Türkçe, Arapça ve Farsça’nın yanı sıra Kürtçe’nin bütün lehçelerini de çok iyi biliyordu.3 Mayıs 1888’de Hüseyin Paşa’nın kızı ve Osmanlı’nın son dönemlerinde şurayı devlet reisliği görevini sürdüren Kürt Said Paşa’nın (Osmanlı sefiri ve Kürt diplomatı Şerif Paşa’nın babası) kız kardeşi Safya Xanim Xendanzâde ile evlendi. Çocukları Albay Aziz Yamulkî, Zehra Yamulkî, Meliha Yamulkî ve 1919’da Kürt Kadınları Teali Cemiyeti’ni kuracak olan Dr. Encum Yamulkî Xanim idi.

1888 yılında askerî eğitimini tamamlayınca Hicaz’a teğmen olarak atandı. 1893 tarihinde Xoy (Hoy), Urmiye ve Senê (Senendec) kentlerinde, 1899’da Bağdat, 1904’te İran ve Osmanlı sınırında, 1908’de Ankara ve 1909’da Azerbaycan’da üst düzey görevlerde çalıştı. 1911’de 5. Osmanlı Ordusu’nun başına getirildi. Birinci Dünya savaşı sırasında Osmanlı’nın Bağdat güçlerinin başında yer alıyordu. 3 Aralık 1918’de Sivas bölgesine atandı. Askerî yaşamı boyunca Kürt Mustafa Paşa olarak biliniyordu. 5 Nisan 1920’de Damat Ferit Paşa hükümeti tarafından kurulan divan-ı harbin başına getirilmiş ve Mustafa Kemal ), Fevzi Çakmak, Hüseyin Rauf Bey, Ali Fuad Paşa, İsmet Paşa, Mustafa Rahmi Bey ve Ermeni olaylarına ismi karışan birçok ismin geçtiği kişilere 20 Nisan 1920’de gıyabî, Bayburt Ermeni tehcirinden sorumlu Urfa mutasarrıfı Nusret Bey ve Boğazlıyan kaymakamı Kemal Bey ile birlikte birçok kişiye idam kararı vermişti. Bu olayın neticesinde Türkler kendisine “Nemrut Mustafa Paşa” demeye ve onun hakkında karalama kampanyaları yürütmeye başladılar.
17 Haziran 1921’de Mustafa Kemal ve arkadaşlarının iktidar olmaları sebebiyle İstanbul’u terk ederek Mahmut Berzenci’nin liderliğini yaptığı Kürt isyanına katkıda bulundu.


GERİ ZEKA VE İLERİ DEMOKRASİ

15/03/2011

Ergenekon tutuklamalarından sonra toplumun belli bir kesiminde, siyasal İktidarın Sivil, Faşist bir egemenlik kurmak istediği üzerine epeyce gürültü koparıldı, feryatlar edildi, sivil dikta veya Faşist bir diktatörlüğün egemen olmaya çalıştığını iddia edenlerin “bir önceki hali” Demokrasi olarak gördüklerini ise utançla ve hayretler içinde izledik, izliyoruz…

Devletin beynini zapt etmiş, statükocu, Kemalist, Ulusalcı kadrolar, Ergenekon Terör Örgütü adı altında tasfiye edilirken, bunların hemen hemen hepsi siyasi iktidarı darbeyle alaşağı etmek teşebbüsüyle suçlanmaktadırlar, Bu suçlamalar sadece darbenin teşebbüs haliyle ilgilidir, siyasal iktidar bu teşebbüslerin olmuşlarıyla(12 Eylül, 28 Şubat) ilgilenmemektedir, çünkü geçmişte yaşanmış darbelerle bir biçimde ilişki içindedirler, Siyasal İslamcı hareketler 12 Eylül darbesiyle güçlenmiş, 28 Şubat post modern darbesinin akabinde de iktidar olmuşlardır, darbelerin arkasında Amerika’nın olması ve sonucun en çok onlara yaraması bu sonuca(iktidar darbe ilişkisi) varmamda belirleyici olmuştur.

AKP ERGENEKONU AKLIYOR

Ergenekon diye adlandırılan çete, 1950’li yıllarda başlayan Sovyetlerin yayılmasına karşı Nato bünyesinden oluşturmuş “puştları” destekleme örgütüdür, Komünist yayılmaya karşı ne kadar sağ, Faşist, ırkçı, nasyonalist atıl uzuv var ise Antikomünist örgütlenme çerçevesinde bir araya getirilmiş, Emperyalistlerin çıkarları çerçevesinde kullanılmışlardır, şimdiki egemen bütün siyasi hareketlerin kaynağı bu çetelerdir.

Bu kirli çeteler Gladio, jitem veya farklı isimler altında özellikle son yirmi yıl içinde, doğu ve güneydoğuda binlerce cinayet işlemiş, Kürt sorunun kanserleşmesine ön ayak olmuşlardır, yine bu cinayet şebekeleri aynı mantıktaki siyasal iktidarlar tarafından kollanıp, himaye edilmişlerdir.
AKP Ergenekon’u yargılamıyor bilakis aklıyor sonucuna varmamdaki temel nedende budur, Ergenekon operasyonu çerçevesinde yargılanan insanların bir kısmı son yirmi yıldır işlenen cinayetlerin sorumlularıdırlar, buna rağmen Kürt illerinde yaşanan cinayetlerle suçlanmamaktadırlar, hatta birebir cinayetlerle ilişki içinde olanlar dışarıdadır ve yargılanmaları söz konusu bile değildir.
Olan şey, yeni bir derin devlet oluşumunda eskisinin tasfiyesidir, sorumlu tüm kadroların Ulusal mutabakat çerçevesinde Kürtlere karşı işledikleri cinayetlerle yargılanmaları Devletin yargılanmasıdır, AKP ise artık Devlettir ve kendini yargılaması eşyanın tabiatına aykırıdır.
AKP “Aklamak için yargıladığı” ve yerlerine talip olduğu eski statükocu egemen kesimleri sadece olası darbe teşebbüslerinden yargılayabilir, daha ileri gitmesine ortak efendileri olan Amerika asla müsaade etmez, olan şey efendinin çocuklarının arasındaki anlaşmazlıktır, bunun sonucunda birkaç çizik çürük kavganın doğası gereğidir, zaten Ergenekon operasyonunu yazarçizerlere, kendisine muhalif olan gazetecilere, Ergenekon’la ilişkisi olmayanlara uzatması, işi sulandırıp savsaklayacağının en büyük işaretidir.

GERİ ZEKÂLILARIN İLERİ DEMOKRASİSİ

Şu Ergenekon saflaşmasında iki karşıt kesimi incelediğimizde hiç birinin Demokrasiyi iplemediği basitçe görebiliriz, ne AKP ve onun dayandığı sağ, İslamcı kesim, nede onların karşıtı, Cumhuriyetçi, ulusalcı, Kemalist kesimler hiçbir zaman Demokrasiyi içselleştirmemişlerdir, ihtiyaçları da yoktur aslında, Ulusalcı Kemalist kesim Cumhuriyetin karakteri gereği “doğal efendilerdi” demokrasiyle hiç tanışmamışlardı.
Karşıtları AKP ve onun dayandığı sağ siyasal kesim ise, Ülkede çoğunluk olan Sünni, Müslüman ve Türklerin iktidarı aslına döndürme biçimleridir, zaten Kemalist kadrolar başka ne bekliyor olabilirler ki? Ermelileri, Kürtleri, azınlıkları, sosyalistleri ve ötekileri yok ettikten sonra elde kalan “çoğunluk mal” bu, zırlamanın pek bir manası olmasa gerek.
Gelelim şu ileri demokrasi meselesine, Demokrasi ise fazlasıyla hazımla ilgili bir konudur, alışık olmayan bünyelerde ya kabız ya da ishalle sonuçlanır, ileri ya da gerisi yoktur.

Demokrasi kısaca Halkın yönetimi, halkın kendi kendisini yönetmesi anlamına gelen siyasi yönetim biçimidir. Genel olarak, temsil, çoğunluğun yönetimi, partiler arası karşıtlık ve yarışma, alternatif hükümet şansı, kontrol, azınlık haklarına saygı gibi temel kavram ve düşüncelerle belirlenen politik sistemdir.

Söz konusu ettiğim kesimlerin Halkın yönetimine tahammülleri yoktur, hatta azınlık haklarına saygı tüylerini diken diken eder, Ulusalcıların ve Karşıtlarının ortak düşmanları Emekçiler, Sosyalistler, Kürtler, ötekiler ve aydınlardır, parti içi demokrasiye sahip olmayan, geçmişiyle bir çarpışma ve hesaplaşma yaşamayan, farklılıkları içselleştiremeyen, dayandıkları siyasi geleneklerinde kulluk ve töreden başka bir şey olmayan, hukuk metinleri kopya olan, mücadele biçimleri sistem ve statükoya yaltaklanmak olan egemen Türk siyasi hareketinin ileri diye tanımladığı biçim, ileri demokrasi değil, olsa olsa olmayan demokrasi konusunda ileri geri, boş konuşmaktır.

İktidarın propaganda amaçlı her yalan yanlış her söylemine, felsefi bir anlam yüklemeye çalışan bir kısım medya ve bir yığın salak ve sözde onların karşıtları muktedir devrik statükocular, kavram kargaşaları arasında, karşılıklı olarak cukkalarını, kursaklarını doldurmakla meşguller, sanırım ki ezilen kesimin sağlam bir tokadıyla kendilerine gelene dek, ezilenlerin bedenleri üzerinde, abdestli, abdestsiz, cumhuriyetçi, Amerikancı, Kemalist, milliyetçi ulusalcı kesimler kol kola, kimi zaman rollerini değiştirerek tepinmeye devam edeceklerdir.

FAŞİZM ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ
Faşizmin tanımına yönelik çalışmalar genelde faşizmi ortaya çıkartan ekonomik ve toplumsal koşulların belirlenmesi ve faşizmin iktidara geldiği ülkelerde işçi hareketlerinin ezilmesinin nedenlerinin saptanması üzerinde durur.
Marksist yazarlardan Troçki, faşizmi geç dönem kapitalizmin yapısal bunalımıyla ilişkilendirir ve toplumun bütününü totaliter bir tarzda örgütleme çabasına dayandırır. Ona göre faşist kitle hareketleri toplumsal temellerini küçük burjuvazide ve orta sınıflarda bulur.
Başta Clara Zetkin olmak üzere Komintern’e yakın yazarlar faşizmi sermayenin terörist egemenlik biçimi olarak tanımlarlar. Georgi Dimitrov’un Komintern’in 7. Kongresi’nde resmi olarak kabul edilen tarifinde de faşizm “finans kapitalin en gerici, en şovenist, en emperyalist unsurlarının açık terörcü diktatörlüğü” olarak tanımlanır.
Erich Fromm’un hocası Wilhelm Reich faşizme psikolojik bir açıklama getirirken Marxist yorumun salt sınıfsal bakış açısını şiddetle reddeder. Reich’a göre komünist bir devrimin tüm sınıfsal koşullarının ortaya çıktığı Almanya’da kitlenin tepkisinin yönünün komünist devrime değil de faşist partilere akması özellikle sorgulanması gereken bir çelişkidir.
Wilhelm Reich’a göre faşizm yeni bir toplumsal olgudur ve salt sınıfsal-ekonomik-altyapısal faktörlerle anlaşılamaz. Wilhelm Reich faşizmin izlerini, Alman Faşizminin üzerine çok vurgu yaptığı ailede bulur.
Aile cinselliğin, kadının ve çocukların baskılanması demektir. Cinsellik önemli bir üretici güç olduğundan onun faşist tahakküm altına alınışı, öğrenilmiş erkekliğin tırmandırılarak teşvik edilişi ve militarist söylemlerinde sıkça erkek yücelten öğelere bakıldığında faşizmin önce cinselliğin düzenlenişi üzerinde baskı yaptığı anlaşılacaktır.
Reich’a göre komünistlerin başarısızlığının sebebi politikada yani uygulamadadır. Faşistlerin “komünizm eşlerinizi ortak mülkiyete açmak demektir.” “komünistler son mal mülkünüze kadar sizi kamulaştırır” türü korkulara seslenen propagandalarında başarıya ulaştıklarını yine Reich aktarır. Reich’a göre kitleler özünde iyi olsalar da 6000 yıllık devlet deneyimleri sonunda emir almaya alışmışlardır. Özgürlükten korkan, köleliğe hızla koşan kitlelerin önce özgürlükle yeniden tanışmaları gerekmektedir. Faşizm özel bir hükümet biçimi değil, kitle psikolojisinin tarih içerisinde ortaya çıkan özel bir halidir.
Friedrich Pollock’sa tekelci kapitalizmden bahsederken aynı zamanda devletin müdahaleciliği üzerinde duruyor ve faşizmi “devlet kapitalizmi” olarak tanımlıyordu…(alıntıdır)

Çetin Yılmaz
icdalasi@gmail.com


TEK KOLLU MİLLETVEKİLLERİ

11/02/2011

Tek kollu milletvekili bunlar/
Elleri görelim/kolları/pazıları/
aferin/aferin..Kabul edenler…/etmeyenler/
Kabul edilmemiştir…

İşsizlere iş/sendika/ekmek/özgürlük/
Elleri görelim kolları/pazıları/
Kabul edenler…/etmeyenler/
Kabul edilmemiştir…

Meclis bu/halk meclisi/büyük meclis/tek kollular meclisi/sağ kollular meclisi/aferin aferin…
Güvencesizlere sendika/taşeronlaşmaya hayır…/
Herkese iş/
Elleri görelim/kolları/pazıları/aferin/aferin…
Kabul edenler…/etmeyenler/kabul edilmemiştir…

Liderim/efendim/velinimetim/seç beni/saç beni/suç benim/listele beni/
Demokrasimi dediniz?
Elleri görelim/kolları/pazıları/aferin/aferin…
Kabul edenler…/etmeyenler/kabul edilmemiştir…

Kürt sorununa çözüm/kana dur/kardeşliğe yol…
Elleri görelim/kolları/pazıları/aferin/aferin…
Kabul edenler…/etmeyenler/kabul edilmemiştir…

İleri demokrasi bu/en ilerisi/hep ilerisi/sağ sol/sağ sol/
Kıta dur…

İşçi böler/Kürt böler/yumurta böler/isyan böler/ıslık böler/itaat et/şükret… Ez/Hükmet
Ulul emre itaat et/esirgeyen ve bağışlayandır o/iktidar/kutsal/kutlu/ulu/uluuuu…

Baraj lazım/halka baraj/Kürde baraj/istikrar/istiğfar/istifra/
Demokrasi bu/sağ demokrasi/sığ demokrasi/lidere uşak/uşağa emir/Emre itaat…
Elleri görelim/kolları/pazıları/aferin/aferin…

Seçim geliyor…/Yoksullar/emekçiler/Kürtler/ötekiler…
Elleri görelim/Sol kolları/yumrukları/dayanışmayı…
Dağıtalım bu sığ/sağ/sağır/saçmalığı…
Kabul edenler…

Çetin Yılmaz
icdalasi@gmail.com


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 73 other followers