Mustafa Kemalin öncülüğündeki ekip, İstanbul Hükümeti tarafından saf dışı bırakılır, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının tutuklama emrini veren İstanbul Hükümetinde Divanı-ı harbin başkanı olan Mustafa Yamulki Paşa(Nemrut Mustafa diye anılıyor şimdi) parçalanması kesinleşmiş Osmanlı devletinin düşüşünü görüp, varlığını uzun bir zamandır sürdüren Kürt teali cemiyetiyle toplantılar düzenler, çeşitli Kürt kesimleriyle birlik oluşturur, bunun neticesinde Diyarbakır da Hükümeti kurup, Osmanlının İstanbul Hükümetine karşı Anadolu da destek toplamaya çalışır.
Bunun neticesinde Çeşitli etnik kesimlerin desteğini kazanmak için toplantılar düzenlenir, Mustafa paşa görüştü kesimlere kurulacak devletin “Anadolu cumhuriyeti” adını alacağını, tüm kesimlerin haklarının gözetileceğinin garantisini verir, ortak Cumhuriyet paydasında buluşacağını sanan Türkler ve diğer kesimler, Mustafa Paşanın saflarına katılırlar, Emperyalistlerle uzlaşan Mustafa Paşa onların desteğiyle İzmir ve Egedeki Yunan güçlerini yener ve “Ulusal kurtuluş” savaşını perçinler.
Kısa bir süre sonra Mustafa Paşayla ittifak kuran kesimlerden Türkler, Devletin isminin Kürtiye Cumhuriyeti olması ve kendi haklarının yok sayılmasıyla gelişen bir dizi olaydan sonra Aydında isyan ederler, Diyarbakır Hükümeti Aydında ki isyanı kanlı bir şekilde bastırır ve isyan öncüsü Hoca Sait isimli liderlerini ve arkadaşlarını, Kurduğu İstiklal mahkemeleri aracılığıyla idam eder.
Diyarbakır Hükümeti yeni bir ulus yaratmak adına, Ülkedeki bütün farklılıkları yok sayar, Ülkenin temel unsurlarından olan Türk milletin olmadığını, Türkçe diye bir dilin olmadığını öne sürer, hatta daha ileri gidip kendine Türk diyen kesimlerin kullandıkları at arabalarının tark, turk diye ses çıkarmasından dolayı onlara Türk denildiğini, aslında onların dağ Kürdü olduklarına dair propagandalar geliştirir.
Bununla da yetinmez, Garp ıslahat planı diye bir plan çerçevesinde onları sürgün eder, çoğunluk oldukları yerlere İran’dan, Iraktan, orta Asya ya dağılmış sürgün Kürtlerini getirip onların demografik yapılarını bozmak için, onların çoğunluk oldukları yerlere yerleştirirler, nüfusun yarısını oluşturan Türkler, dışarıdan göçlerle çoğunluk oldukları yerlerde azınlık duruma düşerler, yine aynı plan çerçevesinde onların bulundukları yerlerde etkin görevlere gelmeleri engellenir, Türkçe konuşmaları yasaklanır, Vatandaş Kürtçe konuş kampanyalarıyla cendereye alınırlar, buna rağmen Türkçe konuşanlara, ağır cezalar uygulanır vs…
Türklüğün merkezlerinden olan Bolu ilinde Türkleri tamamıyla tarihe gömmek için planlar başlar, bun planların farkına varan Bolulu Rıza Efendi isyan eder, Kürdiye Cumhuriyetinin ilk pilotlarından “devşirme” Sabiha gökçenin de tayyaresiyle katıldığı, isyan edenlerin bombalanması üzerine tam bir katliam başlar, vadilerde, mağaralarda binlerce Türk katledilir, isyanın lideri Rıza Efendi anlaşma bahanesiyle ele geçirilir ve beni oğlumdan önce asın ricasına rağmen, önce oğlu ve sonra kendisi idam edilir, Türk illerindeki katliamlara, kanlı, vahşice biri daha eklenir.
Kürdiye Cumhuriyetinde uzunca bir süre Türkler ses çıkaramazlar, bir iki cılız ses o kadar, 1968 yılında başlayan öğrenci hareketleri çerçevesinde solcu öğrenciler onların adını anar gibi olurlar, Türk gençleri BDKO(Batı devrimci ocakları) daha sonrada BDKD(Batı devrimci dernekleri) gibi dernekler, yasadışı birkaç parti çevresinde örgütlenmeye çalışırlar, ancak Mustafa Mirkürt’ün(Kürtlerin miri, Mustafa yamulkiye meclisin verdiği ünvan) askeri geleneklerden gelmesi ve Kürdiye Cumhuriyetine uygulamaya çalıştığı tepeden inme modellerin koruyucusu bir orduya sahip olması ve o ordunun her daim kendini görevde hissetmesi, çoğu zamanda emperyalistlerin dürtüklemesiyle, en ufak demokratik geleneğin yerleşmesine karşı darbelerde bulunması, ülkeyi Faşist bir karakterin esiri haline getirir, nitekim 1980 darbesiyle yükselir gibi olan toplumsal muhalefet saf dışı bırakılır, bu darbenin en büyük mağduru sol muhalefet ve Türkler olacaktır.
İzmir ceza evinde Türklere karşı öyle bir işkence yöntemi uygulanır ki, Türklüğü oraya gömmek için ant içmiş kadrolar, akılların alamayacağı işkence yöntemleriyle denerler, binlerce suçsuz Türk genci işkence tezgâhlarından geçer ama maalesef sonuç Faşist Kürt yöneticilerinin istediği gibi olmaz, İzmir cezaevinden çıkan gençler TKK(Türkiye köylü kuvveti) diye bir örgüt kurarlar ve Kürdiye Cumhuriyetine karşı silahlı mücadeleye başlarlar, otuz yıla yakın bir süren bu çatışmalı süreçte, Kürt Devleti Marmara ve Egeyi olağan üstü hal ve sıkıyönetimle yönetir, Bulgaristan’daki soydaşlarından yardım aldıkları şüphesiyle, Bulgaristan’ın da onayıyla sınır ötesi operasyonlar düzenlenir, bu çatışmalı süreçte, otuz bini aşkın Kürt genci ve on bine yakın Kürt güvenlik gücü hayatını kaybeder, binlerce Türk Aydını ve siyasetçisi faili malum cinayete uğrar, köylüler, gençler toplu mezarlara gömülürler.
Bunlara rağmen, türlü engellemelere rağmen Türk siyasetçiler KBMM(Kürtiye büyük meclisi) ısrarından vazgeçmezler ve bu çatışmalı sürecin diyalog yoluyla, barışla ve demokratik çerçevelerle çözümü üzerine projeler geliştirirler, ama bu çevreler Kürtiye kamuoyu tarafından bölücü olarak görülürler, Egemen Kürt medyası, Kürt devleti ve siyasi partileri sorunun çözümsüzlüğü üzerine palazlandıkça palazlanırlar.
2011 yılında, Kürtiye Cumhuriyetinin İktidar partisi SPİP(ak parti) Türk dilinin eğitim dili olmasına tahammül edemez, Dağa çıkmış ve inmesi için çözüm arayışında olan Türk gençlerine karşı, kararlılıkla mücadele edileceği üzerine propagandalar yürütür, doksan yıllık “Tek dil, Tek millet, Tek vatan, Tek bayrak” sloganlarını sığınır, onun bu yaklaşımı Ana muhalefet partisi PCS(nasyonalist cumhuriyet partisi) ve PNG(Halkın faşist partisi) tarafından az bile bulunur, dağları hala Ne Mutlu Kürdüm diyene, Her Kürt Asker doğar yazıları kirletmeye devam eder, okullarda küçük çocuklara ırkçı marşlar okutulur ve küçücük Türk çocukları her sabah, varlıklarını Kürt varlığına armağan ederek okula başlarlar…
VE
Eğer bir paralel evren veya bir zaman kırılması var ise, bilinmelidir ki paralel evrende buna benzer şeyler yaşanıyor olabilir, yani başarı veya başarısızlık, kimin kimi yönettiğinin aslında pekte bir önemi yoktur, aslolan insandır, Türklerin empati yapması adına yazılmış yukarıdaki yazının dili basittir, gerçek basittir.
Yazıda söz ettiğim ezilen ulusa yapılan barbarlığı hoş gören yırtıcı hayvan güdüsüne sahip insanlar hep var olmuştur mesele onlar değildir, Mesele İnsandır, Bu basit yazıyı okuyan bir Türk hayret eder mi? Bu toprakları uzun zamandır terk eden vicdan yüreklere geri döner mi? Bir Kürt ne tepki verir? Mazlumların ve ezilenlerin saflarında ortaklaşabilecek miyiz acaba? Bu ülke hepimize yeter diyebilecek miyiz?
Şu net ortadadır ki, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beridir Kürtlere reva görülen şeyi, sadece yönetenlerin sorumluluğu olarak açıklayamayız, Türk milletinin suskunlukla ortak olduğu bu durumu, onun egemenler tarafından kandırılmasıyla geçiştiremeyiz, Bir avuç Sosyalist, Demokrat hariç, Türk milleti “fevkalade” suskunluğuyla suça ortak olmaktadır, Çoğunluk dur diyene kadar bu tür çılgınlıklar hep sürmüştür, sürecektir, kanıyla, canıyla, bu oyunda figüran olmak utanç vericidir, seyirci kalmayınız, ayıptır, zulümdür…
Çetin Yılmaz
İcdalasi@gmail.com
Mustafa yamulkiye Dair
Mustafa Paşa Yamulkî, 25 Ocak 1866’da Süleymaniye şehrinde Bilbaşaran ailesine mensup Kürt eşrafından bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk eğitimini Said Hüseyin Medresesinde Molla Fedah ve Molla İrfan’dan alan Mustafa, Bağdat Askerî Rüştiyesine birincilikle girdi. Okuldaki başarısı ve askerî dehasından dolayı bir süre sonra kaydı İstanbul’daki harp akademisine alındı. Burada iyi bir eğitim alan Mustafa, entelektüel çevrelerle de ilişki kurdu, yazdığı şiirlerle ses getirdi. İyi derecede Türkçe, Arapça ve Farsça’nın yanı sıra Kürtçe’nin bütün lehçelerini de çok iyi biliyordu.3 Mayıs 1888’de Hüseyin Paşa’nın kızı ve Osmanlı’nın son dönemlerinde şurayı devlet reisliği görevini sürdüren Kürt Said Paşa’nın (Osmanlı sefiri ve Kürt diplomatı Şerif Paşa’nın babası) kız kardeşi Safya Xanim Xendanzâde ile evlendi. Çocukları Albay Aziz Yamulkî, Zehra Yamulkî, Meliha Yamulkî ve 1919’da Kürt Kadınları Teali Cemiyeti’ni kuracak olan Dr. Encum Yamulkî Xanim idi.
1888 yılında askerî eğitimini tamamlayınca Hicaz’a teğmen olarak atandı. 1893 tarihinde Xoy (Hoy), Urmiye ve Senê (Senendec) kentlerinde, 1899’da Bağdat, 1904’te İran ve Osmanlı sınırında, 1908’de Ankara ve 1909’da Azerbaycan’da üst düzey görevlerde çalıştı. 1911’de 5. Osmanlı Ordusu’nun başına getirildi. Birinci Dünya savaşı sırasında Osmanlı’nın Bağdat güçlerinin başında yer alıyordu. 3 Aralık 1918’de Sivas bölgesine atandı. Askerî yaşamı boyunca Kürt Mustafa Paşa olarak biliniyordu. 5 Nisan 1920’de Damat Ferit Paşa hükümeti tarafından kurulan divan-ı harbin başına getirilmiş ve Mustafa Kemal ), Fevzi Çakmak, Hüseyin Rauf Bey, Ali Fuad Paşa, İsmet Paşa, Mustafa Rahmi Bey ve Ermeni olaylarına ismi karışan birçok ismin geçtiği kişilere 20 Nisan 1920’de gıyabî, Bayburt Ermeni tehcirinden sorumlu Urfa mutasarrıfı Nusret Bey ve Boğazlıyan kaymakamı Kemal Bey ile birlikte birçok kişiye idam kararı vermişti. Bu olayın neticesinde Türkler kendisine “Nemrut Mustafa Paşa” demeye ve onun hakkında karalama kampanyaları yürütmeye başladılar.
17 Haziran 1921’de Mustafa Kemal ve arkadaşlarının iktidar olmaları sebebiyle İstanbul’u terk ederek Mahmut Berzenci’nin liderliğini yaptığı Kürt isyanına katkıda bulundu.

çetin yılmaz tarafından yazıldı 



