AKP KAOS PLANI

19/04/2011


Seçimlere giderken partiler, kurguladıkları Türkiye ye göre adaylar belirlediler, AKP Milliyetçi, CHP şundan bundan, MHP “kafasına” göre adaylar belirledi, umut yok derken, Meclise girmemesi için baraj muhafaza edilen, hazine yardımı esirgenen, 2000 yöneticisi alıkonulan BDP, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu ile yüreklere su serpti, seçimlere giderken umut kıvılcımları çakmaya başladı, Nasıl çakmasın ki?

Ertuğrul Kürkçü, Sırrı Süreyya Önder, geçen sene ÖDP’yle birlik olup Ufuk Uras’ı, bu sefer Emep’in genel Başkanıyla Levent Tüzel ile ortaklaşmışlardı, birçok Türkiye Sosyalist, Emek hareketleri, yetmemiş, küskün Kürtler Bloğa dâhil edilmişti, Üstüne Üstlük Leyla Zana gibi sembol bir isim, Ahmet Türk gibi akil bir adam, Mardin de bir Süryani, Mersinde bir Sosyalist, İstanbul da bir usta…

Bilindiği üzere pusuya yatan YSK, bir darbeyle BDP’nin destek verdiği bağımsız adaylar da dâhil olmak üzere 12 bağımsızı saf dışı bırakıp altından kalkılamayacak bir kaos’a imza attı, araya BDP’nin dışındaki birkaç bağımsız fukara da eklenerek, sadece size değil ha, genel bir uygulama mesajı verilmeye çalıştı, tabi biz yemedik!

Şimdi burada olayın teknik ayrıntılarına girmeyeceğim, gerekte yok bunu yapacak epeyce “kitabına uydurucu” ortaya çıkacaktır.
Karar açıklandıktan sonra sanki AKP’nin haberi yokmuş, YSK bağımsız bir organmış gibi yorumlar uçuşmaya başladı, tabi biz bunu da yemedik, AKP bunun direkt sorumlusudur.

ŞÖYLE

1) İlk önce Yurt dışında ki seçmenlerin bulundukları yerlerde oy kullanmasını seçime kadar yetiştiremeyerek YSK, AKP ile ters düşmüş görüntüsü vermeye çalıştı, Başbakan birkaç fırça attı, YSK karar kesin dedi, sonuçları bakımından fazla bir şey değiştirmeyecek bir olay, YSK ve AKP ihtilafı olarak yansıtıldı ilerde yapılacak tezgâhlar için ortam ayarlandı.

2) YSK Bağımsızlara getirdiği yüksek başvuru ücretiyle ilk adımı attı, geçen seçimde Bağımsızların isimlerini oy pusulasına dahil ederek bir oyun denemişti, Kürtler özverili çalışmayla bunu aşmışlardı, Yüksek başvuru ücretiyle BDP’nin iktidar ve YSK’nin oyunlarına karşı önlem almasını engellemeye çalıştı, zira başvuru ücreti bu denli yüksek olmasaydı, BDP her yerde yedek Bağımsızları aday yapıp böyle bir durumda onları devreye sokabilir, olası oyunları bozabilirdi, fakat yüksek maliyet bunu imkansız kıldı.

3) Leyla Zana, Hatip Dicle, Ertuğrul Kürkçü gibi adaylar, Türkiye siyasetinde İktidara bir kırılma yaşatabilir, seçimden sonrada sürmesi öngörülen Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu birlikteliği, genişleyebilir, umut olabilir, AKP’nin oyunlarını bozabilirdi.

4) En önemlisi ise, seçimlerin olası sonuçlardan biri, AKP’nin yüksek oy almasına rağmen aynı oranda Milletvekili kazanamayabileceği ve tek başına iktidar olamayabileceği ihtimaliydi, bu ihtimale karşı beş ile yirmi arası Milletvekilini yedeklemesi gerekmekteydi, Mevcut Kürt Milletvekillerini tasfiye edip “bizim oğlanları” aday yapması çoğu insanın kafasında soru işareti yaratmıştı, son tahlilde hem “Kürtlük oranı yüksek” adayları saf dışı bırakıldı, hem de YSK’nın katkısıyla onlardan fazla şakşakçıyı meclise sokabilme ihtimali doğdu, bir taşla iki kuş, ne âlâ Memleket ve ne âlâ demokrasi.

KÜRTLER NE YAPMALI?

Doğrusu bu güne kadar aydınlar hep Kürt siyasal hareketine öğüt ve şekil vermeyle meşgul oldular, sanırım artık söz bitti, Kürtler ne eylerse güzel, meşrudur, mübarektir, haktır. Sağlıcakla

Çetin Yılmaz
icdalasi@gmail.com


GERİ ZEKA VE İLERİ DEMOKRASİ

15/03/2011

Ergenekon tutuklamalarından sonra toplumun belli bir kesiminde, siyasal İktidarın Sivil, Faşist bir egemenlik kurmak istediği üzerine epeyce gürültü koparıldı, feryatlar edildi, sivil dikta veya Faşist bir diktatörlüğün egemen olmaya çalıştığını iddia edenlerin “bir önceki hali” Demokrasi olarak gördüklerini ise utançla ve hayretler içinde izledik, izliyoruz…

Devletin beynini zapt etmiş, statükocu, Kemalist, Ulusalcı kadrolar, Ergenekon Terör Örgütü adı altında tasfiye edilirken, bunların hemen hemen hepsi siyasi iktidarı darbeyle alaşağı etmek teşebbüsüyle suçlanmaktadırlar, Bu suçlamalar sadece darbenin teşebbüs haliyle ilgilidir, siyasal iktidar bu teşebbüslerin olmuşlarıyla(12 Eylül, 28 Şubat) ilgilenmemektedir, çünkü geçmişte yaşanmış darbelerle bir biçimde ilişki içindedirler, Siyasal İslamcı hareketler 12 Eylül darbesiyle güçlenmiş, 28 Şubat post modern darbesinin akabinde de iktidar olmuşlardır, darbelerin arkasında Amerika’nın olması ve sonucun en çok onlara yaraması bu sonuca(iktidar darbe ilişkisi) varmamda belirleyici olmuştur.

AKP ERGENEKONU AKLIYOR

Ergenekon diye adlandırılan çete, 1950’li yıllarda başlayan Sovyetlerin yayılmasına karşı Nato bünyesinden oluşturmuş “puştları” destekleme örgütüdür, Komünist yayılmaya karşı ne kadar sağ, Faşist, ırkçı, nasyonalist atıl uzuv var ise Antikomünist örgütlenme çerçevesinde bir araya getirilmiş, Emperyalistlerin çıkarları çerçevesinde kullanılmışlardır, şimdiki egemen bütün siyasi hareketlerin kaynağı bu çetelerdir.

Bu kirli çeteler Gladio, jitem veya farklı isimler altında özellikle son yirmi yıl içinde, doğu ve güneydoğuda binlerce cinayet işlemiş, Kürt sorunun kanserleşmesine ön ayak olmuşlardır, yine bu cinayet şebekeleri aynı mantıktaki siyasal iktidarlar tarafından kollanıp, himaye edilmişlerdir.
AKP Ergenekon’u yargılamıyor bilakis aklıyor sonucuna varmamdaki temel nedende budur, Ergenekon operasyonu çerçevesinde yargılanan insanların bir kısmı son yirmi yıldır işlenen cinayetlerin sorumlularıdırlar, buna rağmen Kürt illerinde yaşanan cinayetlerle suçlanmamaktadırlar, hatta birebir cinayetlerle ilişki içinde olanlar dışarıdadır ve yargılanmaları söz konusu bile değildir.
Olan şey, yeni bir derin devlet oluşumunda eskisinin tasfiyesidir, sorumlu tüm kadroların Ulusal mutabakat çerçevesinde Kürtlere karşı işledikleri cinayetlerle yargılanmaları Devletin yargılanmasıdır, AKP ise artık Devlettir ve kendini yargılaması eşyanın tabiatına aykırıdır.
AKP “Aklamak için yargıladığı” ve yerlerine talip olduğu eski statükocu egemen kesimleri sadece olası darbe teşebbüslerinden yargılayabilir, daha ileri gitmesine ortak efendileri olan Amerika asla müsaade etmez, olan şey efendinin çocuklarının arasındaki anlaşmazlıktır, bunun sonucunda birkaç çizik çürük kavganın doğası gereğidir, zaten Ergenekon operasyonunu yazarçizerlere, kendisine muhalif olan gazetecilere, Ergenekon’la ilişkisi olmayanlara uzatması, işi sulandırıp savsaklayacağının en büyük işaretidir.

GERİ ZEKÂLILARIN İLERİ DEMOKRASİSİ

Şu Ergenekon saflaşmasında iki karşıt kesimi incelediğimizde hiç birinin Demokrasiyi iplemediği basitçe görebiliriz, ne AKP ve onun dayandığı sağ, İslamcı kesim, nede onların karşıtı, Cumhuriyetçi, ulusalcı, Kemalist kesimler hiçbir zaman Demokrasiyi içselleştirmemişlerdir, ihtiyaçları da yoktur aslında, Ulusalcı Kemalist kesim Cumhuriyetin karakteri gereği “doğal efendilerdi” demokrasiyle hiç tanışmamışlardı.
Karşıtları AKP ve onun dayandığı sağ siyasal kesim ise, Ülkede çoğunluk olan Sünni, Müslüman ve Türklerin iktidarı aslına döndürme biçimleridir, zaten Kemalist kadrolar başka ne bekliyor olabilirler ki? Ermelileri, Kürtleri, azınlıkları, sosyalistleri ve ötekileri yok ettikten sonra elde kalan “çoğunluk mal” bu, zırlamanın pek bir manası olmasa gerek.
Gelelim şu ileri demokrasi meselesine, Demokrasi ise fazlasıyla hazımla ilgili bir konudur, alışık olmayan bünyelerde ya kabız ya da ishalle sonuçlanır, ileri ya da gerisi yoktur.

Demokrasi kısaca Halkın yönetimi, halkın kendi kendisini yönetmesi anlamına gelen siyasi yönetim biçimidir. Genel olarak, temsil, çoğunluğun yönetimi, partiler arası karşıtlık ve yarışma, alternatif hükümet şansı, kontrol, azınlık haklarına saygı gibi temel kavram ve düşüncelerle belirlenen politik sistemdir.

Söz konusu ettiğim kesimlerin Halkın yönetimine tahammülleri yoktur, hatta azınlık haklarına saygı tüylerini diken diken eder, Ulusalcıların ve Karşıtlarının ortak düşmanları Emekçiler, Sosyalistler, Kürtler, ötekiler ve aydınlardır, parti içi demokrasiye sahip olmayan, geçmişiyle bir çarpışma ve hesaplaşma yaşamayan, farklılıkları içselleştiremeyen, dayandıkları siyasi geleneklerinde kulluk ve töreden başka bir şey olmayan, hukuk metinleri kopya olan, mücadele biçimleri sistem ve statükoya yaltaklanmak olan egemen Türk siyasi hareketinin ileri diye tanımladığı biçim, ileri demokrasi değil, olsa olsa olmayan demokrasi konusunda ileri geri, boş konuşmaktır.

İktidarın propaganda amaçlı her yalan yanlış her söylemine, felsefi bir anlam yüklemeye çalışan bir kısım medya ve bir yığın salak ve sözde onların karşıtları muktedir devrik statükocular, kavram kargaşaları arasında, karşılıklı olarak cukkalarını, kursaklarını doldurmakla meşguller, sanırım ki ezilen kesimin sağlam bir tokadıyla kendilerine gelene dek, ezilenlerin bedenleri üzerinde, abdestli, abdestsiz, cumhuriyetçi, Amerikancı, Kemalist, milliyetçi ulusalcı kesimler kol kola, kimi zaman rollerini değiştirerek tepinmeye devam edeceklerdir.

FAŞİZM ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ
Faşizmin tanımına yönelik çalışmalar genelde faşizmi ortaya çıkartan ekonomik ve toplumsal koşulların belirlenmesi ve faşizmin iktidara geldiği ülkelerde işçi hareketlerinin ezilmesinin nedenlerinin saptanması üzerinde durur.
Marksist yazarlardan Troçki, faşizmi geç dönem kapitalizmin yapısal bunalımıyla ilişkilendirir ve toplumun bütününü totaliter bir tarzda örgütleme çabasına dayandırır. Ona göre faşist kitle hareketleri toplumsal temellerini küçük burjuvazide ve orta sınıflarda bulur.
Başta Clara Zetkin olmak üzere Komintern’e yakın yazarlar faşizmi sermayenin terörist egemenlik biçimi olarak tanımlarlar. Georgi Dimitrov’un Komintern’in 7. Kongresi’nde resmi olarak kabul edilen tarifinde de faşizm “finans kapitalin en gerici, en şovenist, en emperyalist unsurlarının açık terörcü diktatörlüğü” olarak tanımlanır.
Erich Fromm’un hocası Wilhelm Reich faşizme psikolojik bir açıklama getirirken Marxist yorumun salt sınıfsal bakış açısını şiddetle reddeder. Reich’a göre komünist bir devrimin tüm sınıfsal koşullarının ortaya çıktığı Almanya’da kitlenin tepkisinin yönünün komünist devrime değil de faşist partilere akması özellikle sorgulanması gereken bir çelişkidir.
Wilhelm Reich’a göre faşizm yeni bir toplumsal olgudur ve salt sınıfsal-ekonomik-altyapısal faktörlerle anlaşılamaz. Wilhelm Reich faşizmin izlerini, Alman Faşizminin üzerine çok vurgu yaptığı ailede bulur.
Aile cinselliğin, kadının ve çocukların baskılanması demektir. Cinsellik önemli bir üretici güç olduğundan onun faşist tahakküm altına alınışı, öğrenilmiş erkekliğin tırmandırılarak teşvik edilişi ve militarist söylemlerinde sıkça erkek yücelten öğelere bakıldığında faşizmin önce cinselliğin düzenlenişi üzerinde baskı yaptığı anlaşılacaktır.
Reich’a göre komünistlerin başarısızlığının sebebi politikada yani uygulamadadır. Faşistlerin “komünizm eşlerinizi ortak mülkiyete açmak demektir.” “komünistler son mal mülkünüze kadar sizi kamulaştırır” türü korkulara seslenen propagandalarında başarıya ulaştıklarını yine Reich aktarır. Reich’a göre kitleler özünde iyi olsalar da 6000 yıllık devlet deneyimleri sonunda emir almaya alışmışlardır. Özgürlükten korkan, köleliğe hızla koşan kitlelerin önce özgürlükle yeniden tanışmaları gerekmektedir. Faşizm özel bir hükümet biçimi değil, kitle psikolojisinin tarih içerisinde ortaya çıkan özel bir halidir.
Friedrich Pollock’sa tekelci kapitalizmden bahsederken aynı zamanda devletin müdahaleciliği üzerinde duruyor ve faşizmi “devlet kapitalizmi” olarak tanımlıyordu…(alıntıdır)

Çetin Yılmaz
icdalasi@gmail.com


Dışarıdaki Köpekler

05/11/2010

Fransa da insanlar devlet tarafından geriletilmeye çalışılan hakları için sokaklarda yüz binlerle direnişe geçtiler, aynı şey, mevzi savaşı Yunanistanda ve Avrupa’daki birçok ülkede yaşandı, yaşanıyor ve yaşanacak, Kapitalizmin sendelemesiyle boğazına tutunup ayakta durmaya çalıştığı emek kesimleri örgütlü oldukları alanlarda bu kısıtlamaların canlarına kast olduğunun bilincindedirler.

Ülkemizde ise sağ siyasi partilerden farksız sendikalar iktidarların, statükonun, gericiliğin, ırkçılığın odakları halindedirler, hak bilincinden yoksun gelişmemiş sığ(sağ) kafaların oyun alanlarıdır.

Özelleştirme denilen, aslı yağma ve talan olan, birçok “zübük” yandaşa peşkeş çekmeye aracı olan yönelim, elde avuçta bir şey bırakmadı, bu seferde Başta Hasankeyf olmak üzere tarih, doğa, bilinç ve kültür talanı başladı, yandaşları palazlandırmak için sınırsız bir aymazlık yaşanmaktadır.

Avrupa’da ki gibi sokaklara dökülmek bir yana, Başta Kürt sorunu olmak üzere, işsizlik, demokratikleşme, sıradanlaşan Faşizm gibi temel ve hayati meselelerimizde, sürekli seslerini çıkaran bir avuç insan dışında, genel bir uyku hali, sistemi onaylama ve kanıksama mevcuttur, böyle olunca boğazlarımız sıkıldıkça sıkılıyor, kanımız aktıkça akıyor, ekmeğimiz küçüldükçe küçülüyor… Küçülüyoruz…

Adamın biri bir köyde tanıdıklarına birkaç günlüğüne misafir oluyor, yemek,içmek ve hal hatır sorulmasından sonra, uyku vakti geliyor ve adam misafir odasında kendisine hazırlanan yatağına geçiyor, gecenin geç saatinde adamın tuvalet ihtiyacı doğuyor, malum, eskiden bir çok köy evinde tuvaletler evin dışında bir köşede idi, adam salona çıkıyor, salonda bir beşikte ikiz bebekler mışıl mışıl uyuyor, adam onları uyandırmamak için sessizce dış kapıya ilerleyip sessizce kapıyı açıyor, daha bahçeye adımını atmadan, evin gece bağlanmayan iki köpeği adama saldırıyor, adam zar zor parçalanmaktan kurtulup kendini salona atıyor, adam patlayacak derecede sıkışmış ve üstelik bu eve bir hafta daha konuk kalacak, ne yapmalı? Ne yapmalı?…

Adam sessizce ikizlerin beşiğine ilerliyor ve yan yana mışıl mışıl uyuyan ikizlerin her birini yana çevirip ikisinin arasına hacetini yaptıktan sonra, bebekleri tekrar eski düzenlerine getiriyor, sabah evin gelinleri ve kızları yayılan pis kokudan dolayı bebeklerin altlarını değiştirmeye geldiklerinde, gözlerine inanamıyorlar ve salonda söyleniyorlar, nasıl olur bu? Bu bebekler bir yıl yapsalar bu kadar yapamazlar, ne? Nasıl? Derken, odada seslerini duyup uyanan adam içerden seslenir, bacılarım merak etmeyin! dışarıdaki köpekleri bağlamazsanız, bu bebekler, daha çoook böyle sıçarlar…

Evet, işsizlikten mi yakınıyorsunuz? Yoksulluktan, çatışmalardan, kandan, kapitalizmden ve Faşizmden mi?

O halde dışarıda ki “köpekleri” bağlayın, yoksa daha çoook…

Çetin Yılmaz
icdalasi@gmail.com


Şeyh ve keçi

30/10/2010

Şeyh cemaati toplayıp vaaz verir, şeyh dedimse kerameti kendinden menkul, ol denmiş şeyh olmuş. Şeyh cennet, cehennem, sırat ve azaptan bahsederken cemaatteki köylülerden biri hüngür hüngür ağlıyormuş, köylünün vaazdan etkilenip ağladığını gören şeyh vaazın dozajını gittikçe artırıyor, köylü ise çatlarcasına ağlamaya devam ediyormuş, ağlayan köylünün yanındaki komşusu adamın kulağına eğilerek, hayrola vaaz seni çok mu etkiledi? Diye sormuş, bizim ağlak köylü yok be kardeşim ne vaazın etkilemesi? Geçen gün benim bir keçim kayboldu şeyh konuşurken sakalları oynuyor onu gördükçe kaybolan keçim aklıma geliyor demiş…

Şimdi iktidar olan muhafazakâr kadroların, şeyhleri, Erbakanları, gülenleri ve ağlayanları toplumda ki cehaletten etkilenerek muaviye tipi bir İslami metodu toplumun beynine tıkıverdiler, Kürt illerinde kendi kadrolarıyla bir şeyhlik ve seyidlik peyda ederek hem bunu kendi iktidarları ve hem de devletin bekası için kullana geldiler, bunların kızları Amerikalarda okurken, bunlardan etkilenen büyük bir kesim hâlâ kız çocuklarını okullara göndermemektedir, kızlarını okullara gönderen kesim ise hem siyasal İslamcıların ve hem de karşıtlarının iktidar oyunları içinde perişan olmaktadırlar, başta en temel mesele olan Kürt meselesi olmak üzere, kapitalizmin aşağılık saldırılarına karşı bu kesimlerin safları hep, zalimden, zulümden ve egemenlerden yana olmuştur, şu bir kuraldır ki hiç değişmez, “İktidar” olmak kirlenmeyi kabulle mümkün dür ki ve aslında olanda tam budur, yıllarca muhalif gibi görünen, mazlum olduklarını iddia eden bu kesimlerin içlerinde, iktidar olma umutları yeşerdiği anda iktidar, vicdanlarının ırzına geçmeye başlamıştır, şimdi içine din serpiştirilmiş politik dalaverelerin her dönemde olduğu gibi halka hiçbir yararı yoktur, resepsiyon krizi, okyanus ötesi fetvalar, baş örtüsü polemiklerinin, yalancı demokratlıklarının, ağlak köylünün kaybolan keçisi kadar değeri yoktur, onların sakalları oynaşsın, siz kaderinize yanın!


En büyük ölü bizim ölü

23/07/2010


Bedenlerde ağır barut kokusu/yan yana dizilmiş gencecik bedenler ve o bedenlerden sızan kan/insan kanı/sokaklarda sırasını bekleyen/mecburi hizmet/mecburi ceset adayları/hizaya gel!/ölüm formunda bir hayat/ölü formunda bir ülke/yangın/kimyasal/yıkım/kıyım/Kürtçe ve Türkçe ölüm/aynı soluk kesilişi/aynı Devletin zulmü/aynı anne çığlığı/aynı tabut/aynı toprakta çözülme…

Şimdi apoletler/insandan değerli/şimdi korku/ellerde kurt uluması/şimdi nefret/kudretli yok edici/şimdi nefret/medya, gazete,puşt, yalan, dolan……

Lider suratlarından sızan iki yüzlülük/tank ihaleleri/cenk hikâyeleri/kan methiyeleri/insan kendi ahmaklığının kurbanı/liderini arayan insan/mehdisini bekleyen keşiş/babasını arayan piç…

Şimdi zaman çürüyor/ve sen bile yaşlanıyorsun artık/ölüyorsun/tepkisiz/zincirleriyle mutlu/ondan başka kaybedecek hiçbir şeyin olmadan….

Ana haber bültenleri/yalan yarışı/çirkin/iktidar/muhalefet/kokuşmuş/tekrarlanan/ az sonra/az sonra….

Az sonra ölünün hikâyesi var/gencecik bedenin/satılık/az bir reklamdan sonra/az sonra ölü kahramanların hikâyeleriyle coşturacağız sizi/az bahçeli/az Tayyip/ az Kılıçdaroğlu/başbuğ/Az pilav üstü insan kanı/afiyet olsun…

Az daha sabret/az daha hizaya gel/sorma sorgulama/ yat/kalk/çömel mevzide/diz çök/bas/baskın ye/nasıl olsa etkisizdir anne çığlığı/doğurgan/kaderine razı/vatana feda/şüheda fışkıracak/toprağı /sıksan şüheda!!!…

Hep öl ki/sendikasız fabrikalarda/patronlar işkembe büyütsün/hep öl ki/İktidarlar sabit/Faşist/muhafazakar/gerici olsun/sen öl ki vatan sağ olsun/sen öl ki/öleceklere örnek olsun/sen öl ki daha çok insan ölsün…

Şimdi asker uğurlamalarda/ölü uğurlamalarda/Dağa uğurlamalarda/Türk, Kürt uğurlamalarda/kardeş uğurlamalarda/En büyük asker bizim asker/En büyük ölü bizim ölü/bizim ölüm/öl…..


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 73 other followers