
Ergenekon tutuklamalarından sonra toplumun belli bir kesiminde, siyasal İktidarın Sivil, Faşist bir egemenlik kurmak istediği üzerine epeyce gürültü koparıldı, feryatlar edildi, sivil dikta veya Faşist bir diktatörlüğün egemen olmaya çalıştığını iddia edenlerin “bir önceki hali” Demokrasi olarak gördüklerini ise utançla ve hayretler içinde izledik, izliyoruz…
Devletin beynini zapt etmiş, statükocu, Kemalist, Ulusalcı kadrolar, Ergenekon Terör Örgütü adı altında tasfiye edilirken, bunların hemen hemen hepsi siyasi iktidarı darbeyle alaşağı etmek teşebbüsüyle suçlanmaktadırlar, Bu suçlamalar sadece darbenin teşebbüs haliyle ilgilidir, siyasal iktidar bu teşebbüslerin olmuşlarıyla(12 Eylül, 28 Şubat) ilgilenmemektedir, çünkü geçmişte yaşanmış darbelerle bir biçimde ilişki içindedirler, Siyasal İslamcı hareketler 12 Eylül darbesiyle güçlenmiş, 28 Şubat post modern darbesinin akabinde de iktidar olmuşlardır, darbelerin arkasında Amerika’nın olması ve sonucun en çok onlara yaraması bu sonuca(iktidar darbe ilişkisi) varmamda belirleyici olmuştur.
AKP ERGENEKONU AKLIYOR
Ergenekon diye adlandırılan çete, 1950’li yıllarda başlayan Sovyetlerin yayılmasına karşı Nato bünyesinden oluşturmuş “puştları” destekleme örgütüdür, Komünist yayılmaya karşı ne kadar sağ, Faşist, ırkçı, nasyonalist atıl uzuv var ise Antikomünist örgütlenme çerçevesinde bir araya getirilmiş, Emperyalistlerin çıkarları çerçevesinde kullanılmışlardır, şimdiki egemen bütün siyasi hareketlerin kaynağı bu çetelerdir.
Bu kirli çeteler Gladio, jitem veya farklı isimler altında özellikle son yirmi yıl içinde, doğu ve güneydoğuda binlerce cinayet işlemiş, Kürt sorunun kanserleşmesine ön ayak olmuşlardır, yine bu cinayet şebekeleri aynı mantıktaki siyasal iktidarlar tarafından kollanıp, himaye edilmişlerdir.
AKP Ergenekon’u yargılamıyor bilakis aklıyor sonucuna varmamdaki temel nedende budur, Ergenekon operasyonu çerçevesinde yargılanan insanların bir kısmı son yirmi yıldır işlenen cinayetlerin sorumlularıdırlar, buna rağmen Kürt illerinde yaşanan cinayetlerle suçlanmamaktadırlar, hatta birebir cinayetlerle ilişki içinde olanlar dışarıdadır ve yargılanmaları söz konusu bile değildir.
Olan şey, yeni bir derin devlet oluşumunda eskisinin tasfiyesidir, sorumlu tüm kadroların Ulusal mutabakat çerçevesinde Kürtlere karşı işledikleri cinayetlerle yargılanmaları Devletin yargılanmasıdır, AKP ise artık Devlettir ve kendini yargılaması eşyanın tabiatına aykırıdır.
AKP “Aklamak için yargıladığı” ve yerlerine talip olduğu eski statükocu egemen kesimleri sadece olası darbe teşebbüslerinden yargılayabilir, daha ileri gitmesine ortak efendileri olan Amerika asla müsaade etmez, olan şey efendinin çocuklarının arasındaki anlaşmazlıktır, bunun sonucunda birkaç çizik çürük kavganın doğası gereğidir, zaten Ergenekon operasyonunu yazarçizerlere, kendisine muhalif olan gazetecilere, Ergenekon’la ilişkisi olmayanlara uzatması, işi sulandırıp savsaklayacağının en büyük işaretidir.
GERİ ZEKÂLILARIN İLERİ DEMOKRASİSİ
Şu Ergenekon saflaşmasında iki karşıt kesimi incelediğimizde hiç birinin Demokrasiyi iplemediği basitçe görebiliriz, ne AKP ve onun dayandığı sağ, İslamcı kesim, nede onların karşıtı, Cumhuriyetçi, ulusalcı, Kemalist kesimler hiçbir zaman Demokrasiyi içselleştirmemişlerdir, ihtiyaçları da yoktur aslında, Ulusalcı Kemalist kesim Cumhuriyetin karakteri gereği “doğal efendilerdi” demokrasiyle hiç tanışmamışlardı.
Karşıtları AKP ve onun dayandığı sağ siyasal kesim ise, Ülkede çoğunluk olan Sünni, Müslüman ve Türklerin iktidarı aslına döndürme biçimleridir, zaten Kemalist kadrolar başka ne bekliyor olabilirler ki? Ermelileri, Kürtleri, azınlıkları, sosyalistleri ve ötekileri yok ettikten sonra elde kalan “çoğunluk mal” bu, zırlamanın pek bir manası olmasa gerek.
Gelelim şu ileri demokrasi meselesine, Demokrasi ise fazlasıyla hazımla ilgili bir konudur, alışık olmayan bünyelerde ya kabız ya da ishalle sonuçlanır, ileri ya da gerisi yoktur.
Demokrasi kısaca Halkın yönetimi, halkın kendi kendisini yönetmesi anlamına gelen siyasi yönetim biçimidir. Genel olarak, temsil, çoğunluğun yönetimi, partiler arası karşıtlık ve yarışma, alternatif hükümet şansı, kontrol, azınlık haklarına saygı gibi temel kavram ve düşüncelerle belirlenen politik sistemdir.
Söz konusu ettiğim kesimlerin Halkın yönetimine tahammülleri yoktur, hatta azınlık haklarına saygı tüylerini diken diken eder, Ulusalcıların ve Karşıtlarının ortak düşmanları Emekçiler, Sosyalistler, Kürtler, ötekiler ve aydınlardır, parti içi demokrasiye sahip olmayan, geçmişiyle bir çarpışma ve hesaplaşma yaşamayan, farklılıkları içselleştiremeyen, dayandıkları siyasi geleneklerinde kulluk ve töreden başka bir şey olmayan, hukuk metinleri kopya olan, mücadele biçimleri sistem ve statükoya yaltaklanmak olan egemen Türk siyasi hareketinin ileri diye tanımladığı biçim, ileri demokrasi değil, olsa olsa olmayan demokrasi konusunda ileri geri, boş konuşmaktır.
İktidarın propaganda amaçlı her yalan yanlış her söylemine, felsefi bir anlam yüklemeye çalışan bir kısım medya ve bir yığın salak ve sözde onların karşıtları muktedir devrik statükocular, kavram kargaşaları arasında, karşılıklı olarak cukkalarını, kursaklarını doldurmakla meşguller, sanırım ki ezilen kesimin sağlam bir tokadıyla kendilerine gelene dek, ezilenlerin bedenleri üzerinde, abdestli, abdestsiz, cumhuriyetçi, Amerikancı, Kemalist, milliyetçi ulusalcı kesimler kol kola, kimi zaman rollerini değiştirerek tepinmeye devam edeceklerdir.
FAŞİZM ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ
Faşizmin tanımına yönelik çalışmalar genelde faşizmi ortaya çıkartan ekonomik ve toplumsal koşulların belirlenmesi ve faşizmin iktidara geldiği ülkelerde işçi hareketlerinin ezilmesinin nedenlerinin saptanması üzerinde durur.
Marksist yazarlardan Troçki, faşizmi geç dönem kapitalizmin yapısal bunalımıyla ilişkilendirir ve toplumun bütününü totaliter bir tarzda örgütleme çabasına dayandırır. Ona göre faşist kitle hareketleri toplumsal temellerini küçük burjuvazide ve orta sınıflarda bulur.
Başta Clara Zetkin olmak üzere Komintern’e yakın yazarlar faşizmi sermayenin terörist egemenlik biçimi olarak tanımlarlar. Georgi Dimitrov’un Komintern’in 7. Kongresi’nde resmi olarak kabul edilen tarifinde de faşizm “finans kapitalin en gerici, en şovenist, en emperyalist unsurlarının açık terörcü diktatörlüğü” olarak tanımlanır.
Erich Fromm’un hocası Wilhelm Reich faşizme psikolojik bir açıklama getirirken Marxist yorumun salt sınıfsal bakış açısını şiddetle reddeder. Reich’a göre komünist bir devrimin tüm sınıfsal koşullarının ortaya çıktığı Almanya’da kitlenin tepkisinin yönünün komünist devrime değil de faşist partilere akması özellikle sorgulanması gereken bir çelişkidir.
Wilhelm Reich’a göre faşizm yeni bir toplumsal olgudur ve salt sınıfsal-ekonomik-altyapısal faktörlerle anlaşılamaz. Wilhelm Reich faşizmin izlerini, Alman Faşizminin üzerine çok vurgu yaptığı ailede bulur.
Aile cinselliğin, kadının ve çocukların baskılanması demektir. Cinsellik önemli bir üretici güç olduğundan onun faşist tahakküm altına alınışı, öğrenilmiş erkekliğin tırmandırılarak teşvik edilişi ve militarist söylemlerinde sıkça erkek yücelten öğelere bakıldığında faşizmin önce cinselliğin düzenlenişi üzerinde baskı yaptığı anlaşılacaktır.
Reich’a göre komünistlerin başarısızlığının sebebi politikada yani uygulamadadır. Faşistlerin “komünizm eşlerinizi ortak mülkiyete açmak demektir.” “komünistler son mal mülkünüze kadar sizi kamulaştırır” türü korkulara seslenen propagandalarında başarıya ulaştıklarını yine Reich aktarır. Reich’a göre kitleler özünde iyi olsalar da 6000 yıllık devlet deneyimleri sonunda emir almaya alışmışlardır. Özgürlükten korkan, köleliğe hızla koşan kitlelerin önce özgürlükle yeniden tanışmaları gerekmektedir. Faşizm özel bir hükümet biçimi değil, kitle psikolojisinin tarih içerisinde ortaya çıkan özel bir halidir.
Friedrich Pollock’sa tekelci kapitalizmden bahsederken aynı zamanda devletin müdahaleciliği üzerinde duruyor ve faşizmi “devlet kapitalizmi” olarak tanımlıyordu…(alıntıdır)
Çetin Yılmaz
icdalasi@gmail.com