Söylim mi?

14/11/2013

rabiaiboİbrahim Tatlıses denilince aklıma biri 1990’larda yaşanmış iki olay geliyor. Sanırım İzmir fuarıydı, Tatlıses tıklım tıklım dolan alanda dinleyicileri gâh coşturup gâh efkârlandırırken, şarkı aralarında on onbeş kişilik bir grup ısrarlı sloganlarla Kürtçe bir şarkı istiyordu. İbrahim Tatlıses Kürttü ve onun Kürtlüğü üzerine efsaneler döndüğü vakitlerdi ve o vakitler de Kürtlük pek de para etmiyordu. Tatlıses ilk başta duymamış gibi davrandı, sonra grup her şarkı arası ısrarını sürdürünce İbrahim Tatlıses dayanamadı ve büyük bir nefretle, “Vallahi söylemiyecem billahi söylemiyecem” dedi ve hedef gösterdiği on onbeş kişilik grup Tatlıses severlerin alkışları eşliğinde linç edildi. Aynı akşam Reha Muhtar haber bültenini, “İbrahim Tatlıses’ten PKK’lı bölücülere tokat” flaş haberiyle açtı, Tatlıses programa katılıp linci ballandıra ballanıra anlattı.

İkinci olay ise 12 Haziran 2011′deki seçimlerinin hemen öncesi İbrahim Tatlıses’e yapılan silahlı saldırı olayıdır. Her seçim öncesi Tatlıses Urfa’dan aday olacak mı? Olmayacak mı? Tartışması dönüyor. Politik ve psikolojik yapısı bilinçli olarak Yozgat ve Çorum’a evrilmeye çalışılan Urfa’da Tatlıses’in önemli bir figür olduğu ve bu maço, pop ve arabesk figürün politik tercihleriyle Kürtleri etkileyebileceği düşünülüyor.

İbrahim Tatlıses’e yapılan saldırıdan hemen sonra olay, emniyet ve medya işbirliğiyle BDP Erbil Temsilcisi Ruşen Mahmudoğlu’nun şahsında BDP’nin üzerine yıkılmaya çalışıldı. Kumpas, sürekli izlenen ve telefonları dinlenen Türk milliyetçisi Abdullah Uçmak’ın evinde yapılan aramada bulunan bir ilaç küpürü üzerindeki iki telefon numarası ve e-mail adresi ile başlamıştı. Sonra Erdoğan kameralar eşliğinde “BDP tarafından vurulan” İbrahim Tatlıses’i hastanede ziyaret edecek, medya günlerce bunun propagandasını yapacaktı.

Daha sonra olayın bir komplo olduğu ortaya çıktı ve BDP Erbil temsilci Avukat Ruşen Mahmutoğlu olaydan aklandı. BDP o sıralar ısrarla olayın AKP’nin seçimlerde BDP’nin önünün kesmeye yönelik bir komplosu olduğunun bağıracak fakat kimse duymayacaktı. Olay seçimlere nasıl etki etti bilinmez ama olay karanlıkta, suçlanan suçlandığıyla kaldı.

Siyaset deryasında bir sandal, bir reklâm figürü olarak iktidar açıklarında savrulan Tatlıses hafta sonu Erdoğan, Barzani ve Şıvan Perwer ile milli bütünlük korosunda yer alacak, malum devran döndü ve bu aralar Kürtlük epeyce para ediyor.

BDP’nin çözüm sürecine ilişkin adımların atılmadığı gerekçesiyle protesto edeceği miting ilginç geçeceğe benziyor. İktidar medyası ve Barzani yanlısı gruplar ısrarla mitingi parlatmakta ve pazarlamakta. Rojava’da sınır kapısının KDP’lilerce halen kapalı tutulduğu, Nusaybin’de protestolar sonucu durdurulan sınıra duvar çekme inşaatına tekrar başlandığı, onlarca kalekol inşaatının son sürat devam ettiği, yüzlerce Kürt siyasi tutsağın sürgün edildiği, KCK operasyonlarının halen devam ettiği bir dönemde yapılacak mitingde ne söylenebilirler ki? Hangi reklâm, hangi sahne ışıkları, hangi yanık düet hakikati kapatabilir?

Geçenlerde AKP, MHP ve CHP’nin oylarıyla Güney Kürdistan’a sınır ötesi operasyon tezkeresi meclisten geçti. Güney yönetiminden egemenliğini tehdit eden bu karara ilişkin tek kelime edilmedi. Bu yazı yazıldığı sıralar BDP’nin “1990’lı yıllarda doğu ve güneydoğu bölgelerinde yaşanan köy yakmalarla ilgili araştırma önergesi” AKP’nin oylarıyla reddedildi.

AKP geçmişin günahlarını savunmaya devam ediyor, üstelik Güney Hükümetinin suskunlukla karşıladığı sınır ötesi tezkeresiyle daha önce Roboski’de 34 kişiyi katletti ve bırakın sorumluların yargılanmasını, katliam yerine giden aileleri yargılayacak kadar da utanmaz.

Amed’teki mitingde Şıvan’ın kasetleriyle büyüyüp kendini siyasal mücadelenin ateşine atanlar ile Tatlıses’in konserinde Kürtçe şarkı istediği için dayak yiyenler olur mu bilinmez ama AKP şimdiden mitingi 1990’larda Tatlıses’in İzmir’deki mitingine çevirmenin hazırlıklarını yapıyor. Elazığ, Adıyaman, Batman, Van, Siirt, Malatya, Erzincan, Antep ve Urfa başta olmak üzere bölge ve bölge dışındaki bütün AKP teşkilatları “hain BDP’lilere karşı” Amed’e binlerce vatanını ve milletini seven insan taşınması çalışmaları hararetle yürütüyor.

http://www.radikal.com.tr/turkiye/tatlisesin_vurulmasini_pkkya_baglayan_delil_boyle_bulunmus-1123736

http://www.sondakika.com/haber-bestas-tatlises-suikastini-partimize-karsi-2618187/


Çocuk Ölür, Devlet Yargılanamaz

31/10/2013

“Bulduğu cisimle oynayan çocuk cismin patlaması üzerine yaşamını yitirdi/yaralandı…”

Son otuz yıldır haber ajanslarına bu içerikte veya buna yakın( Panzer çarptı, gaz bombasıyla vuruldu, ‘terörist’ sanıldı…” yüzlerce haber düştü, sakat kalanlar, yaşamını yitirenler, anne eteğinde toplanan çocuk parçaları…

Birkaç suçüstü yakalanma olayı dışında, dikkat çekmesin diye teker teker işlenen çocuk cinayetleri duyulmadı, duyulmak istenmedi. Hatırlarsınız, Uğur Kaymaz 12 yaşına 13 kurşun sıkılarak öldürülmüştü, bu kadar uluorta işlenen bir cinayette sonuç çıkmadı. Roketle öldürülen Ceylan Önkol’un gözlerini hepimiz hatırlarız, şu an İstanbul Valisi olan ve dönemin Diyarbakır Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun “rokete sopayla vurmuştur” savunmasından sonra katiller kurtulmuştu.

Katil’in cinayet işlerken suçüstü yakalanmasının veya çocuklar ölsün diye sağa sola bomba yerleştirmesinin, panzerle çocukları çiğnemesinin, çocukları hedef alarak gaz bombasıyla vurmasının hiçbir önemi yok, çocuk ölür devlet yargılanamaz.

Devletin bu çocuk cinayetlerinden sonraki tavrına, savsaklaması ve umursamazlığına bakarak Devletin Kürt çocuklarına karşı geliştirdiği bu sistematik katliamlardan hoşnut olduğu sonucuna varıyorum. Cinayetlerin OHAL veya bu hal ile ilgisi yok, kesintisiz devam ediyor, Tansu Çiller cinayet şebekesinden bu yana devlet iştahla çocuk öldürmekten hiç vazgeçmedi.

1989’da başlayan çocuk cinayetleri istatistiğinden bu güne dek devlet,

1989’da 2 çocuk,

1990’da 21,

1991’de12 çocuk,

1992’de 115 çocuk,

1993’te 66 çocuk,

1994’te 84 çocuk,

1995’te 7 çocuk,

1996’da 6 çocuk,

1997’de 7 çocuk,

1998’de 8 çocuk,

1999’da 12 çocuk,

2000’de 3 çocuk,

2004’te 1 çocuk,

2006’da 8 çocuk,

2008’de 1 çocuk,

2009’da 3 çocuk,

2010’da 6 çocuk,

2011’de 6 çocuk,

2013’te 32 çocuk öldürdü.

İnsan Hakları Derneği’nin(İHD)  6 May 2012 tarihinde medya’ya yansıyan, “AKP döneminde 171 Kürt çocuğu öldürüldü” raporu, devleti idare eden yapının değişmesinin çocuk cinayetlerini engellemediği, çocuk cinayetlerinin son sürat devam ettiğinin de kanıtıdır.

Tansu Çiller’in, “Devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir” cinayet savunmasından, Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Çocuk da olsa, kadın da olsa gereken neyse yapılır” mantığına devlet, düşman ve en kolay hedef gördüğü çocukları katletmeye kesintisiz devam ediyor.

Roboski’de uluorta tanık olduğumuz katliamın unutturulması için günler sayılırken, bu kez de Şemdinli’den 8 yaşındaki Behzat Özen’in “kurcaladığı cisim” ile öldüğü haberi geldi. Aynı saatlerde AKP hükümeti deniz altından geçirdiği Marmaray tünelinin hazırlıklarıyla meşguldü, şaşalı tören hazırlıkları, havai fişekler, ne büyük iş yapıldığına ilişkin danışmanların hazırladığı metinler…

Bir yanda son teknikle yeraltında kazılan tünel açılış hazırlığı, diğer yanda yine son teknikle öldürülen Kürt çocukları için yeraltında 1989’dan 2013’e uzanan devlet ölüm tüneline bir çift çocuk gözü gömme hazırlığı.

Çocukların devletin savaş oyuncaklarıyla kesintisiz öldürüldüğü bir coğrafyada, büyük, parlak sözcüklerin ederi yok efendiler, çocuklar öldürülünce susulmaz, susmayın, ortak olmayın

image


O Sensin

21/10/2013

vandepremi

 

Van’da, elektrik ve suları kesilen ve konteynerleri terk etmeleri istenen depremzedeler uzun süredir “İnsanca bir yaşam” talebiyle açlık grevinde. Van depremi ve sonrası yaşananlara göz atınca, ısrarla direnen depremzedelerin aslında sadece kendileri için direnmedikleri, bir bütün olarak bu kirli sistemi deşifre etmeye çalıştıkları sonucu ortaya çıkıyor. Van depremi öncesi ve sonrasıyla incelenmesi gereken, devletin, kentleşme, sosyal devlet ve insan odaklı hesaba çekilmesi gereken bir vaka. Van, ormanları, dereleri ve çevreyi mal, insanları müşteri gören sistemin makyajının döküldüğü bir laboratuvardır.

Depremzedelerin sesini duymanız/duyurmanız, yaşananları teşhir etmeniz kendi geleceğiniz açısından önemlidir. Kimse merhamet falan beklemiyor, hepimiz aynı sistemin kırık fay hatlarının sakinleriyiz, bir artçı, bir sarsıntı, bir deprem aynı muameleye maruz kalmamıza yeter. Düştükten sonra sesinizi duyurmaya çalışmayın, sizi yerle bir eden sistemin sesinizin duyulmaması için önlemleri var, düşmeden önlem alın, Van’a sahip çıkın, kendinize sahip çıkın.

 

 

2011’de yaşanan Van depreminin öncesi ve  sonrası:

 

— 2003 yılında Prof. Dr. İlyas Yılmazer tarafından Van’da 10 yıl içinde 6.5 şiddetinin üzerinde bir deprem beklendiği ve kentin bu depreme göre konumlanması, kat ruhsatlarının buna göre verilmesi gerektiğine ilişkin hazırladığı raporlar görmezden gelindi, Yılmazer’in suç duyuruları ve çabaları sonuçsuz kaldı.

 

— 23 Ekim 2011′de Van’da 7.2 şiddetinde deprem meydana geldi.

 

—   AKP Hükümeti hava alanlarına akın eden yabancı arama kurtarma ekiplerini “performansını test ettiği” gerekçesiyle izin vermedi. Depremi bir oyun, bir tatbikat haline soktu, enkaz altında kurtarılmayı bekleyenlere kobay muamelesi yapıldı, bu test dolayısıyla onlarca insan geç müdahale yüzünden enkaz altında can verdi.

 

—   AKP, Türkiye’nin dört bir yanından Van’a gönderilen yardım malzemelerini halka ulaştırmak yerine askeri depolara ve AKP’li yerel siyasetçilerin insafına terk etti. Van’da kiminle konuşsanız, yardım dağıtım merkezlerinde AKP’li olan, olmayan ayrımı yapıldığına ilişkin şikâyetler duyarsınız.

 

—   AKP depremi yerel seçim çalışması haline getirip Van Belediyesi’nin yardım toplamasını, dağıtmasını engellemeye çalıştı, topladığı paralara el koydu, Valilik adeta AKP il başkanlığı gibi çalıştı.

 

—   Deprem enkazından kurtulup yardım talep eden halk biber gazları ve coplarla dağıtıldı.

 

—   Deprem sonrası sorunları çözemeyen AKP hükümeti yüz binlerce insanı batı illerine taşıyıp sorunun görünür olmasına engel oldu. Gülen cemaati ve tarikatların da aracılık ettiği bu “tehcir” sonucu batı illerinde binlerce insan dönecek bir evleri ve umutları olmadan tükenmiş bir halde yaşamaya çalışıyorlar.

 

 

—   Deprem sonrası 1.4 milyarlık ihaleler yandaşlara dağıtıldı.

 

 

—   TOKİ’nin düşük maliyetle inşa ettiği deprem konutları depremzedelere yüksek kârlarla satıldı, TOKİ konutlarının dağıtımına ilişkin onlarca usulsüzlük yapıldığına ilişkin iddialar var.

 

—    Depremde en çok hasar gören Erciş’te binalara ruhsat veren eski belediye başkanı ve yeni AKP Milletvekili Fatih Çiftçi’ye dokunulamadı.

 

—   2003 ve 2004 yılında resmi kurumlara Van’da yaşanacak depremle ilgili başvuran ve kentleşme ile ilgili önlem alınmasını isteyen, Van depreminden dolayı AKP’li Hüseyin Çelik, dönemin valisi, bayındır bakanı ve il müdürlerinin ihmalleriyle ilgili raporları elinde bulunduran Yüzüncü Yıl Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. İlyas Yılmazer’in sesi kısıldı, iddia ve belgelerine ilişkin hiçbir girişimde bulunulmadı.

 

—   Yargıtay Başsavcılığı, ilk depremde yıkılmayan binanın gerekli kontroller yapılmadan açık tutulduğu yönündeki bilirkişi raporlarına rağmen, vali, kaymakam, AFAD yetkilileri ile ilgili Van Başsavcılığı’ndan gelen dosyayı işleme koymama kararı aldı.

 

—   Konut edinemeyen yoksulların barındığı Konteynır kentler hizmetten yoksun bırakılarak adım adım boşaltıldı, en son Van Anadolu konteyner kentte yaşayanlar duruma isyan edip açlık grevine başlayınca bu sorun biraz görünür oldu.

 

Depremzedeler özellikle Van’ın köylerinde çaresizlik yüzünden hasarlı konutlarının çatlaklarını kapatıp evlerine yerleşmiş durumda, bir deprem büyük kayıplara neden olabilir. Kış yaklaşmakta, açlık grevindeki depremzedelere acil şekilde bedelsiz konut sağlanmalı, ailelerin kendi ayakları üstünde durabilmelerinin koşulları sağlanmalı.

Van depremi, öncesi ve sonrasıyla ciddi şekilde incelenip sorumlular teşhir edilmeli.

Sorunları çözülene dek Vanlı depremzedelerin sesi ısrarla duyulmalı, duyurulmalı, kimse için değil, kendiniz için yapın bunu, o enkaz altında kalan, evsiz bırakılan, çığlıkları duyulmayan, elinde bedeni dışında direnecek başka enstrümanı kalmayan sensin, evet, Van bir ayna, aynaya bak, o sensin.

 

 Van deprem ihaleleri böyle dağıtıldı: http://www.gazetecileronline.com/newsdetails/7313-/GazetecilerOnline/van39daki-14-milyarlik-deprem-ihalelerini-boyle-pa

 

Bürokratlara soruşturma yok: http://siyaset.milliyet.com.tr/burokratlar-icin-sorusturma-yok/siyaset/detay/1778707/default.htm

 

Deprem değil devlet yıktı: http://arsiv.kizilbayrak.net/index.php?id=249&tx_ttnews%5Btt_news%5D=76987&cHash=9e872e379e27c194d0c32d36334fc95c

 

Çetin Yılmaz

icdalasi@gmail.com


BDP’nin Çatlaklarla İmtihanı

21/10/2013

newroz (1)

 

Başbakan Erdoğan, bayram namazı çıkışında “BDP, İmralı’dan çok Adalet Bakanlığı ile arasını açmamaya gayret etsin” açıklaması yaptı, ondan birkaç gün önce de parti sözcüsü Hüseyin Çelik, “PKK ve KCK’lilerin serbest bırakılması mümkün değildir. PKK silahı bırakırsa biz de bu konuyu konuşuruz.” demişti. Gerçi daha sonra sözlerinin çarpıtıldığını iddia etse de, KCK iddianamelerine bakılarak KCK operasyonlarının ucuz gerekçelerle yapılmış rehin alma girişimleri olduğu görülebilir.

Hükümetin resmi yayın organı haline gelen medya organları ve onun gazetecilerinin BDP’yi çatlatma girişimlerinden söz etmeye bile gerek yok. Geçmişten bu güne dek özellikle merkez medyada siyasi partilere yaklaşım, oranları değişmekle birlikte, yoğun bir iktidar yanlılığı, sonra CHP ve MHP taraftarlığı(zaman zaman Anap, Dyp, Dsp olarak değişti) ve yoğun şekilde BDP düşmanlığı üzerinden yürüdü. Türk Medyası, Halkın Emek Partisi’nden(HEP’) bu yana BDP’nin mirasçısı olduğu bütün legal Kürt siyasi partilerini şeytanlaştırmayı görev bildi, haberlerini onlara düşmanlık üzerine kurguladı, yalan söyledi, suçladı, hedef gösterdi. Türk medyasının BDP’ye ilişkin arşivlerinden vıcık vıcık ırkçılık akmaktadır. Türk medyası özellikle son 30 yıllık savaştaki ölümlerin ve yıkımların birinci dereceden sorumluları arasındadır.

BDP bir siyasi partidir, öyle böyle de değil, defalarca kapatılmış, üyeleri öldürülmüş, elleri, ayakları ve başı defalarca kesilmeye çalışılmış bir siyasi hareketin devamıdır. Bizzat savaş yanlısı partiler tarafından(İçinde demokrat AKP’de vardır) hazineden pay alması alavereyle/dalaverelerle engellenmiş, yerel ve genel seçimlerde bin türlü hileyle engellenmeye çalışılan bir partidir. Düşünebiliyor musunuz? Önüne öyle utanmazca engeller konuldu ki, Türkçe okuma yazması olmayanlar ceplerinde iple seçim sandıklarına gitmek zorunda bile bırakıldı. Seçimden önce oy verilecek pusuladaki BDP adayı pusulanın başından itibaren ip yardımıyla tespit edilip adayın denk geldiği yere bir düğüm atılıp öyle seçim sandıklarına gidildi, hiçbir engel BDP ve dayandığı siyasi hareketlerin yükselişini engelleyemedi. Her şeye rağmen BDP’yi engellemeyen zihniyet, “BDP silah zoruyla oy alıyor” yalanına sarıldı, asker, polis, istihbarat elemanları dâhil her Kürt şehrine 50 bine yakın savaş gücü yıkan Devlet tüm Kürt kentlerinde sayıları sadece 3 ila 5 bin arası değişen PKK’yi seçimleri etkilemekle suçladı, sandıkların başına asker/polis yığdı baskı uyguladı, tehdit etti, buna rağmen BDP’yi engelleyemedi.

Oyunlar ve dalavereler sonuç vermeyince seçilen BDP’li belediye başkanları ve milletvekillerine operasyon yapıldı. Ulu orta milletvekilliği bile çalındı. Cezaevlerinde şuan 35 BDP’li belediye başkanı, 6 BDP milletvekili, KCK rehin alma operasyonlarıyla tutuklanan 10 bini aşkın BDP’li bulunmaktadır. BDP’nin siyaset okulları aracılığıyla üyelerini ve kadrolarını eğitmesi engellendi, yoksul öğrenciler için açtığı eğitim destek evleri kapatıldı, yoksullar için geliştirilen projeler iptal edildi, yurt dışındaki fonlara izin verilmedi, her şeye rağmen ayakta durmaya çalışan belediyeler içişleri bakanlığının yoğun inceleme ve tacizlerine maruz kaldı, düşünün Van depremi gibi bir can pazarında bile BDP’nin halka ulaşmasını engellemek için topladığı yardım paralarına bile el konuldu. BDP’nin mecliste kadın haklarından çevre ve ekonomiye kadar yüzlerce önergesi ve kanun teklifleri reddedildi, söz konusu Kürtler ve BDP olduğunda AKP, CHP ve MHP tek bir parti gibi davrandı, yok sayıldı ve yok edilmeye çalışıldı.

BDP, devletin imha, inkâr ve asimilasyon politikaları sonucu ortaya çıkan ve silahlı çatışmayla kirli bir savaşa dönüşen devasa bir sorunun çözümüne talip, sorunun kaynağı değil, sorunu oluşturan değil, yok sayılan, hedef alınan ve savaşın mağduru bir halkın yönelim gösterdiği bir parti. Barışçıl ve demokratik yöntemlerle sorunu çözmek istiyor. Son otuz yıldır iktidar olmuş veya iktidarlarla aynı şiddet yöntemini benimseyen siyasi partilerin karşısından oldu, onlar savaşta, BDP barışta ısrar etti. Gelinen noktada BDP’nin savunduğu politikaların haklılığı ortaya çıktı. Milliyetçi bir parti olarak damgalanmasına rağmen birçok yakıcı sorunda ve seçimlerde Türkiye’deki demokratik çevrelerle ittifak içinde oldu, zor bir coğrafyada kadınları ve farklı inançlardaki insanlarla ortaklaştı, onları karar alma süreçlerine dâhil etti. Şimdi de HDP çatısı altında, hareketin birçok bileşeniyle birlikte yerel seçimlere hazırlık yapıyor, Türkiye’de yok sayılan, ezilen tüm kesimlere ilişkin ciddi önerileri ve sisteme ilişkin ciddi eleştiri ve alternatif çözümleri var.

Abdullah Öcalan’ın Newroz’daki çağrısıyla başlanan süreçte gelinen noktada hükümet, ikiyüzlülüğünü tam olarak göstermeye başladı. İç etken ve politikalardan ziyade, dış etkenlerden(Enerji kaynaklarına sorunsuz ulaşım, orta doğuya ilişkin hesaplar vs.) dolayı barışa razı olan iktidarın süreçten anladığı şeyin teslim almak olduğu netleşmeye başladı. AKP hükümeti karşısındaki muhatabın taleplerini dikkate almadan kendi verdikleriyle yetinmelerini istiyor, barış sürecine ilişkin ne yasal ne de anayasal hiçbir adım atmayacağını açıkladı. KCK’lilerin rehin tutulma ısrarı, içi boş paket, BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a karşı takınılan tavır, BDP’ye karşı başlatılan karalama kampanyası bu samimiyetsizliğin tezahürü.

BDP, süreç başladığından beri, İmralı, Kandil ve Ankara arasında mekik dokuyup barış için çabalıyor, gelinen noktada Ankara’nın sağır ve kör olduğunun bilincine vardı. Hükümet gün gittikçe iki tarafta da çözüme ilişkin inancın zayıflamasına aldırmadan ciddi bir savaşı bitirmeyi amaçlayan bu süreçte gayet makul sayılabilecek Kandil ve İmralı’nın taleplerini reddedip dikte ettiği kendi yöntemine mecbur etmek derdinde, KCK ve Abdullah Öcalan da durumun farkında.

BDP başta olmak üzere Kürt siyasal hareketinin sürece ilişkin yöntemi şu, şunu diyor: Ortadoğu başta olmak üzere bölge yeni bir dönüşüme gebe, bunun demokratik bir yapıya evirilmesi gerekmektedir, biz orta doğuda halklar ve inançların bir arada yaşayabileceği bir yöntemi öneriyoruz.(Bkz Öcalan’nın Newroz çağrısı) son 30 yıldır birçok açıdan yıkıma neden olan savaşın, eşit ve onurlu bir şekilde barışa evirilmesi için çabalıyoruz, barış bir son değil mücadelenin yeni bir sürece evirilmesinin ilk adımıdır.

AKP’nin yöntemi şu, şunu diyor; PKK savaşsın veya savaşmasın ben ilk günden itibaren sürdürdüğüm politikalarıma devam edeceğim, Kürt sorunu yoktur, Kürtlerin anadilde eğitim sorunu yoktur, geri çekilme en çok Kürtlere yarayacak daha az ölecekler, bak Mehmet Ağar burada gerekirse başa döneriz, bu süreçte BDP bize karşı asla muhalefet yapmamalı ve haddini bilmeli, yoksa süreci üstlerine yıkarız, medya hazır olda savaşa hazır, Kürt halkına karşı girişilen katliamlar ve sürece ilişkin gerçeklerden habersiz Türk halkı, MHP ve CHP’de savaşa dünden razı, daha dün meclisten tezkere geçirdik, akıllı olun.

Parti programı ve bakış açısıyla AKP’ye en güçlü muhalefeti kotarabilecek parti BDP’dir, Türkiye’deki demokratik güçlerle ittifak yapması, benzer bir muhalefetin Kürt kentleri dışında HDP ile örgütlenebilme olasılığı AKP’yi ciddi anlamda rahatsız etmektedir. Sadece AKP’yi değil yeni statüko inşasından onunla ittifak yapan cemaat gibi güçleri de. BDP’yi hedef tahtasına koymalarında temel nedeni budur. AKP iktidarda kalmak için CHP ve MHP’nin yanlış politikalarına ihtiyaç duyuyor, onları yanlışı savunma zorunda bırakacak politik yaklaşımlarla kendi zihinlerinde oluşturdukları dar ve karanlık zindana mahkûm ediyor. BDP’nin en büyük rakip görülmesinin temel nedeni orta doğuda Kürtlerin adım adım özgürleşmesinden bağımsız değil, özellikle Suriye’de PYD’nin paralel siyasi yaklaşımıyla kazandığı teveccüh iktidarı rahatsız etmekte, BDP’nin HDP çatısı altında ülkenin gerçek muhalifleri ve ezilenleriyle giriştiği ittifak ve dillendirilen talepler sistemi ve onun temsilcisi AKP’nin uykularını kaçırıyor. Rojava’da kendi ideolojik çevresine uygun partileri bir araya getirme çabası, yine Kuzey Kürdistan’da kendi ideolojik çerçevesine uygun İslamcı, Liberal ve Milliyetçi Kürt hareketlerini organize etme çabası bundan, bu korkudan. AKP orta doğudaki kırılmadan Kürtlerin özgürleşerek çıkacağını biliyor, tek amacı, orta doğudaki bu kırılmadan bağımsız ve ideolojik olarak kendine karşıt bir yapının çıkmaması, bu kırılmadan Mehmet Metinerlerin iktidar olarak çıkması.

Barış bir rehin alma eylemi değildir. Eğer niyet barış ise yıllarca süren ve çok büyük kayıpların yaşandığı bir savaşta barış bu yöntemle gelmez, bu yöntemin ulaştığı son’da barış olmaz. Elinizde bir reçete yoksa dönüp dünyadaki benzer süreçlere bakar ve kendinize en uygun yöntemi seçip koşullarınıza göre uyarlarsınız. Bir hak sorunu olan Kürt meselesi, 1930’lu yılların inkârcı ve tekçi tekerlemeleriyle çözülmez, diğer parçalardan bağımsız olmayan bir Kürt ve Kürdistan meselesi vardır, egemenliğiniz altındaki Kürtlerin tüm haklarını, bunu geciktirmenin utancıyla özür dileyerek ve başınızı öne eğerek vermeniz, Kürtleri bir arada yaşamak için ikna etmeniz ve devleti Kürtleri de temsil edecek şekilde düzenlemeniz gerekmektedir, BDP’nin demokratik özerklik başta olmak üzere sorunun demokratik yollarla çözüm önermesi kendine dair bir talepten çok bir arada yaşama niyetinizi test etme amaçlıdır, aksi durumda, ne zaman durur ne de değişim. BDP’yi çatlatayım derken kendinizi çatlayan ve tarihin çöplüğünde debelenen diğer partilerle aynı yerde bulabilirsiniz, teslim olma, teslim alma, Barış, Biraz özen göster(in)

 

Çetin Yılmaz

icdalasi@gmail.com


Roboski Kaç Gün Oldu?

04/10/2013

Görsel

 

28 Aralık 2011’de 34 kişi Türk savaş uçaklarıyla paramparça edildi, medya sustu, iktidar bir süre olmamış gibi davrandı, normaldi de, AKP iktidarı süresince zaten insanlar ölüyordu, onlarca çocuk, asker ve polisler tarafından öldürülmüş feryat bu kadar uzun ve kesintisiz sürmemişti.

 İHD’nin Şubat 2012’de açıkladığı rapora göre 1998’de 2012’ye kadar 569 çocuk yaşamını yitirmiş, sadece 2012 yılında 41 çocuk öldürülmüştü. Bu kadar ölüme şahit olan insanların şimdi bu yaygarası niyeydi ki? Toplu halde ölmeleri mi? Zaten “her kürtaj bir Uludere…” değil miydi?

 

 

Dersim katliamı üzerinden CHP’ye yüklenen Erdoğan’ın Roboski’yi görmemesine ve bunu ısrarla görenlere nefret kusup hiddetlenmesine ilişkin birçok neden sıralanabilir, sorumluluğu şusu busu, ama bana göre Erdoğan’ın kafasından geçen şey çok daha farklı  “kol kırılır yen içinde kalır” mantığı.

Erdoğan, Kemalist CHP’nin hatta BDP’nin topluma yabancı olduğunu, onların Müslüman olmadıklarını, Müslüman olan Kürt halkının AKP’yi kayıtsız şartsız desteklemesini gerektiğini düşünüyor, Roboski’yi de bu çerçevede düşünüyor, zaten Emine hanım gidip ağlamadı mı? Yıllar sonra bizzat kendisi gidip görüşmedi mi? E parada verdi, bir hata yapılmış olabilir, kapatın artık, uzatmayın.

 Geçmişte Kemalist rejim de benzeri şekilde düşünüyordu, Kürt halkını temsil ettiklerini iddia edenler, bozguncu, şeriatçı, dış güçlerin adamıydı, Kürtler için en büyük iyilik, dil ve kimliklerini yok sayıp Türk ulusu altında medenileşmekti, buna itiraz, ne büyük suç, ne büyük gericilik, ne büyük ihanetti, Kürtler için Kürtlere katliam bu yüzden yapılmıştı.

 

Kürt coğrafyası 1900’ün başından itibaren devlet zulmünün icra merkezi haline geldi, onlarca toplu katliam, sürgün, tecavüz. Kim maruz kalmadı ki? Ermeniler, Kürtler, Ezidiler, Aleviler… Gazetelerden sürekli, kazılan bir inşaat temeli, kanalizasyon veya yol inşaatından insan kemikleri çıktığı haberleri geliyor, kemiklerin birçok talibi çıkıyor, onlarca aile kemiklerin kaybolan çocuklarına ait olduğu umuduyla sivil toplum kuruluşlarına başvuruyor, başvuruların hepsi son 30 yıllık savaşta çocuklarını yitirmiş aileler, kemikler 70–80 yıllık ise, bir zamanlar göz, ağız, kulak taşıyan kafatasları, bir zamanlar bir tene ve cana sahip kemikler, unutuluyor, umursanmıyor, o kadar insan katledildi ki, o kadar sahipsizler ki, o kadar fail var ki…

 

Evet, Roboski kaç gün oldu? Yanıtını internete bakmadan bilecek çok az insan var, duvarlarında çocuklarının fotoğrafı, yürekleri her gün aynı saatte Türk savaş uçaklarıyla bombalanan Roboskili anneler, kardeşler, babalar…

 

Bir sonrası katliamı-cinayeti durdurma fırsatı daha ellerimizden kayıyor, Roboski sorumluluğumuzdu, odalarımızda, salonlarımızın orta yerinde yan yana uzanmış 34 cesetti, çoğu çocuk…

 

Roboski sadece 34 insan için adalet değil, bir asırdır farklı maskeler takan, gâh Kemalist, gâh İslamcı olan katili derdest etme fırsatıydı, Roboski ondan sonra işlenecek cinayetlere dur deme vaktiydi, fakat biz o kadar izlemiş, o kadar suskun kalmış, zulme o kadar ortak olmuştuk ki…

Değil mi?

 

Sahi Roboski  kaç gün oldu?

 

Çetin Yılmaz

icdalasi@gmail.com


Mecburi Süreç ve Aktörler

24/09/2013

 

GörselPaket açıklandı açıklanacak “demokrasi paketi” muhalefet bunu PKK dayatması olarak gösterip, bunun sürecin devamı olduğu iddiasında, AKP hükümette pakette neler olmayacağını daha önce açıklamıştı, Anadilde eğitim yok, yerel yönetimlerin özerkliğine ilişkin bir şey yok, genel af yok, yok oğlu yok, zaten bu çetrefilli konular paket meselesi değil, Anayasal mesele, peki anayasa, onda da yok…

 

 

PKK çekildi, çekilmedi, durdu durakladı, yüzde birlemem kaçı içeride, dönme ihtimali var, yok, önemli değil…

 

 

Abdullah Öcalan süreci başlattığı andan itibaren sürecin iki tarafı üzerine kafa yoruldu, Öcalan merkezli, PKK, BDP ve AKP hükümeti, kim ne yaptı? ne kadar yaptı? Niyet ne? Süreç sekteye uğrar mı?

 

Gelinen noktada devletin çözüm sürecine bakışının oyalamaktan başka bir amaç taşımadığı yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır, Türk hükümeti, değişen dönem ve şartları dikkate almadan demokratik makyajlarla Kürtleri bir süre daha oyalama yöntemini benimsemiş gibi görünüyor, bu baskının Kürtleri başka arayışlara itebileceğini de hesap etmiş olacak ki, bunun önlemleri çok daha önceden almışa benziyor, söz konusu sürecin bozulması, bilinenin aksine AKP’yi fazla etkilemez, zaten bunu umursamadığını da dillendiriyor, maalesef sürecin muhatabı bilindiği gibi Türk hükümeti ve Kürt siyasi hareketi değil (PKK, BDP, Öcalan) Kürt siyasi hareketi ve Güney Kürdistan hükümeti haline gelmiştir, süreçten en büyük kârı sağlayacak kesimler Ankara ve Güney Kürdistan hükümetleridir, Ankara’nın başka alternatifleri var ama Güney Kürdistan yönetimi için başka alternatif yok denecek kadar azdır, Kürt siyasi hareketi de süreci baltaladığında aslında Güney Kürdistan Devletinin soluk borularını keseceği bilinciyle hareket ettiğinin ve çok büyük bir aksilik olmazsa mecburi olarak süreci sürdüreceği kanısındayım.

 

AKP hükümeti süreci orta doğudaki yeni partneri Güney Kürdistan ve PKK’nin omuzlarına yıktı, üstelik Güney Kürdistan’la kurduğu petrol ve doğal gaz ortaklığını daha da ilerleterek bu ortaklığı Ortadoğu’daki dengeleri değiştirmek için kullandığını da gözlemliyoruz, Rojava’da Kürtler arasında yaratılmaya çalışılan çatışmalar da bu ortaklığın ürünü ve devamı, AKP, PKK’yi sadece kendi kontrol alanından çekilmeye zorlamıyor, tüm orta doğuda sesini kesmesini hedefliyor, AKP elindeki şablona uymayan tüm siyasi yapıları tasfiye etmek peşinde, AKP kendi nüfus alanında işbirliği yaptığı Sünni blok içindeki en büyük çıbanbaşı olarak PKK’yi görmektedir, PKK’yi, Sol, seküler, getirdiği demokratik özerklik önermesiyle bölge var olan ve tasarlanan iktidar yapılarına düşman olarak görmektedir.

 

 Güney Kürdistan’da yapılan seçimle ortaya çıkan sonuç Türkiye’nin orta doğudaki projelerini etkilemeyecek şekilde sonuçlandı, Rojava’da sonuç alamayan Türkiye ve Güney Kürdistan hükümetleri PYD’nin uluslararası arenada etkisini kırarak şanslarını deneme peşinde, Kuzey Kürdistan’da ise uzun süredir Kemal Burkay’la başlayan süreç, Hizbullah, cemaat, Hüda Par gibi yapılarla çeşitlendirilip seçimlere hazırlık yapılıyor.

 

 

Evet, Ortadoğu yeniden şekillenirken, dilinde hazırda birikmiş Hain, vatanperver, dinsiz gibi sözcükleri coğrafyalara ve gruplara boca edenlerin orta doğuyu fazla tanımadıkları, izlemek anlamak yerine sırtını bir kesime dayayıp belli gruplara saldıranların sırtını dayadığı kesimleri iyi tahlil edemediklerini düşünüyorum.

 

Sözcüklere bulaşan dilinizdeki zehri iyi tahlil ediniz, zira o zehir efendinizin tükürük bezlerinden dilinize salgılanıyor olabilir. Selametle

 

Çetin Yılmaz

icdalasi@gmail.com


Rojava

20/08/2013

rojava1

Acının yurdu, Arap kemeri, kimliksiz, Kürt

 

Aktı tarih, savaşlar, göçler ve zulümlerle, geldi işte tarihte bir kırılma vakti daha, merkezler göçmekte, fikirler darmadağın, kimlikler ayakta, diktatörler yerle bir, ellerde cetveller, yeni haritalar, sınırlar, istila, direniş…

 

 

Rojava

 

Kimliksizler yurdu, acının rengi, yalnızlığın batısı…

 

 

İşte geldi tercih vakti; Ya diktatör ya istila, ya ölüm ya teslim…

 

“Hiçbiri” yanıtının cezasını çekmekte Rojava…

 

Ayakları üstünde durmanın tercihiyle ayakta ölüme terk…

 

Kuzey; Kardeş topraklardan istila, yeryüzünün kiralık katilleri Allah adına canlarına kıymakta, Allah adına katiller kollanmakta, Nemrudun çocukları öz yurdunda İbrahim’i vurmakta…

 

Doğu; Kardeş topraklarda devlet soğukluğu / vicdansızlık, Hawar çığlığı sınırlara çarpmakta, sınırlar sadece kaçmaya açık, ne yardım, ne ticaret, reddedilen sınırlara kapı, o kapılara kural, o kurallara kurban Rojava…

 

 

 

Rojava

 

Ne kiralık katillere secde, Ne Baas-kıcı katillere itaattir, toprağın isyanıdır Rojava, Annedir, Kadındır, çocuktur, karanlığa isyandır Rojava, yeni bir dünya ümididir, kendi elleriyle kendini yaratmasıdır insanın…

 

 

Yalnız bırakma, katliama ortak olma…

 

 

 

Çetin Yılmaz

icdalasi@gmail.com

——————————————–
———————————–
——————————-
————————-
——————-
————-

ROJAVA’YA YARDIM KAMPANYASI (Süre sınırlı)

Suriye (Rojava) yardımı için 14.08.2013 tarihinde aldığımız izin ile aşağıdaki hesap numaralarına yardımlarınızı yapabilirsiniz.

Desteklerinizi bekliyoruz.

Not: 13.09.2013 tarihinden itibaren yardım hesapları kapatılacaktır. Valilikten alınan izin süresi 1 aydır.

Diyarbakır Eczacı Odası
Yönetim Kurulu

Ziraat Bankası Diyarbakır Şubesi
Hesap Numarası: 550 42220-5004
Ziraat Bankası İban Numarası: TR 55 0001 0000 9155 0422 2050 04

Türkiye İş Bankası Sur Şubesi
Hesap Numarası: 8302-129968
İş Bankası İban Numarası: TR 65 0006 4000 0018 3020 1299 68

Kampanya linki: http://www.diyarbakireo.org.tr/haberdetay.asp?HaberId=324


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 98 takipçiye katılın